Bir zamanlar şu gördüğün yerde
Bir ev vardı Mişey
Dört yayla, iki gölet geçtim taşlarıyla
Karataşlar ev olurken
Beni de bu ovaya döktüler
Önceleri tam şurada bir hark vardı Mişey
Tabiatın yutkunamadığı yalanlarla tıkanmıştı
Beni, hakikatin yatağını bir çift al yanakla yol eden
Babaannemin eşarbına mıhladılar Mişey
Vakit vardıysa o zamanlar
Benden hariç vardı
Meğer kaybolmak
Sevgiyi doğururmuş Mişey
Bu ovada öğrendim meralın bana haykırdığı yasaları
Hatırla
Yanağında ekmek kokan
Hayr hevenglerini dinleyen çocuklar
Daha dün yutkundular
Boğazlarındaki
Yoksulluğun koyverdiği
Analarını arayan tayların kaldırdığı tozları
Sonra sen vardın işte Mişey
Şu gördüğün kına taşına oturup
Sesini bu obaya haykırınca
Gelincikler yas tutmayı bıraktılar geceleri
Yudit'i Meryem'den
Atalanta'yı Havva'dan
Hülasa, aklı gönülden
Ayıran şey
Her neyse o şey
El çekti yaylamızdan
Isırgan otları kız çocuklarını yakmaz oldu buralarda
Senden önce Eylül nedir şair nedir bilmezdi karataşlar
Ah mişey
Bu obada teleklerden taç yapılmaz bilesin
Ben ki şu gördüğün sazlığa siper ettim bütün telekleri
Gökyüzünün taarruzlarına karşı benim sayemde böyle ıslak kaldılar
Nolur bırak sen de
Bırak elindeki kurşunlanmış gülleri
Gel de anlat şu kurunlara Mişey
İmza atmadım diye karataştan kalıntılara
Devrimlerden bağışık tuttular beni
Gel artık ne olur
Bir sen bilirsin
Her bileğe atlayan
Özgür prangaların hikayesini ilk ben yazdım
Seni son özlediğimde Mişey
İki tel saçın eksikti alnından
Firkrime noksan düştün sanma
Özlem bende vehme ermişti çoktan
Kayıt Tarihi : 30.11.2025 20:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!