Ay, gümüş bir hançer gibi saplandı gecenin böğrüne
Karanlık sızıyor binaların çatlaklarından, her yere.
Göğsümde vuran o vahşi gül, kendi dikeninde intihar ediyor
Vakit daralıyor sevgilim, şehir bizi yavaşça çiğniyor.
Seni sevmek; bir uçurumu öpmek gibi, nefes nefese!
Tuzlu bir ekmekte dökülen dişlerim, toprağın çığlığına karışıyor.
Duyuyor musun?
Kökler uykusunda kıvranıyor, yer altı adını sayıklıyor.
Bu aşk, Turgut Uyar’ın hiç gitmediği o meçhul durak!
Ne senin kıyındayım artık, ne kendi denizimde!
Bu aşk; dilsiz bir cellat gibi bekliyor dehlizlerde.
Kanımda uğuldayan o zehirli, o yeşil nehir…
Adını her andığımda, koca bir şehri zehirler!
Ahhhhhhh… İnfazdır bu aşk!
Bak, parmak uçlarımda biriken şu sızı; zamanın külleri.
Neruda’nın o büyük yalanına sığınıyorum yine:
“Seni sevmekten başka ne gelir elden?”
Yandı bütün limanlar, gemiler kendi gölgesine gömüldü.
Sadece senin gözlerin…
O karanlık, o kadim, o dipsiz kuyu kaldı.
Rilke haklıydı…
Güzellik, korkunç olanın sadece başlangıcıdır.
Ve ben o başlangıçta, kendimi sende kaybettim.
Ne senin kıyındayım artık, ne kendi denizimde!
Bu aşk; dilsiz bir cellat gibi bekliyor dehlizlerde.
Beni artık kapılarda bekleme…
Ben çoktan, senin içinde kaybolan o yabancıyım!
Ben çoktan…
Sen oldum.
Kayıt Tarihi : 4.1.2026 09:22:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!