Ruhum, kan kaybediyor. İçimde esen bir deli fırtına, kalbimi o yandan bu yana savuruyor ve ben, savrulduğum nispette can çekişiyorum. Gönlümün zifiri karanlık mahzenlerinin üzerine doğmak üzere olan güneş, vicdansız bir şeytanın esiri oluyor. Ben ise, kalbimin parmaklıklarına asılmış bir halde gelmek bilmeyen bir mevsimi bekliyorum.
Ruhum, bin bir parçaya bölünüyor. Mutluluk çok yakın bir ihtimalken, mutsuz olmak için şeytana uyuyor olmaktan utanıyorum. Oysa bembeyaz düşlerim vardı avuçlarımda biriktirdiğim. Her gün, her gece ve hatta her an gördüğüm o en mukaddes rüya yerini bırakırken beni kan ter için uyandıran kabuslara, gönlüm çevirmiyor gözünü başka diyarlara…
Ruhum, nefessiz kalıyor. Kalbimde açtığım aydınlık odalar hala büyük umutların ev sahipliğini yapıyor. İçime ara sıra bir berhudarlık bulaşıyor. Ve adı henüz tanımlanmamış bir fırtına, yüreğimin kapılarına dokunuyor. İçim buhranlı ama rüzgârından hiçbir şey kaybetmedi. Belki artık eskisinden daha korkağım lakin umutlarımın arkasında yanında durabilecek gücüm de var hala.
Kalbimin duvarında bir çerçeve asılı. İçindeki; çizeni belli, ilhamı belli bir fotoğrafın en yalın hali. Ve şimdi kalbim ritmini kaybetti.
Anladım ki artık bütün ritimler aynı yere çıkıyor. Anlamın anlamsızlaştırılmaya çalışıldığı en zor zamanlarda kalbimin sesi düşüncelerime serinlik getiriyor.
Ruhumda güneş battı. Şimdi içim, zifiri karanlık benim. Yıldızlar gönlümde kendine bir yer bulabilmenin savaşını veriyor artık. Gözlerim ufukta, bir ışık arıyor. Kanım, damarlarımda alabildiğine koşuyor. Ruhum, güvercin olup bulutların arasında özgürlüğüne uçuyor.
Kızgın kumlar üzerinde ayak yalın yürüyorum. İçim üşüyor, ömrüm kan kaybediyor. Can havliyle kendimi bir serabın içine atıyorum. Rengârenk karanfiller arasında sonsuzluğu kokluyorum.
Gözyaşlarım süzülüyor yanaklarımdan. Damlaların yere kavuşmasına sessiz kalıyorum… Rüzgâr, bir kemanın yayından çıkan ses gibi önce yüzüme, sonra gönlüme vuruyor. Bir bulutun gölgesinde rüyalara dalıyorum. Sonu hep hüzün ile biten anlamsız, hikâyesi bile olmayan yalancı rüyalardan kaybettiğim hayallerimin hesabını soruyorum.
Yalnız kalma korkusu beden gücümü yoruyor. Nefessiz kalıyorum. Bir çıkış yolu aramak için zamana uzandığımda, geçmişimle yüzleşiyor ve çıkış yollarıma taşlardan duvarlar örüldüğünü görüyorum.
Ruhumda yangın çıktı benim. Alevleri söndürecek selleri gözyaşlarımdan çıkarıyorum.
Canım yanıyor. Hislerim, demir parmaklıklar arkasına hapsedilmiş ve ben, esaretten kurtulacak bir boşluk arıyorum. Sürgün yeri düşlerimin içindeki bir kuşun kanatlarında göklere yükseliyorum. Canım yanıyor ve soruyorum; Kim açtı içimdeki bu yaraları? Kim kırdı düşlerimin kanatlarını? Kim duyacak sessizliğimi? Kim görecek rüyalarımı? Kim tutacak yüreğimden? Kim saracak yaralarımı? Ben, bir tek sorunun bile cevabını bilmiyorum.
Bir gün daha bitti. Hala yaşıyorum. Ve şairin dediği gibi; kendi yolumda yürüyorum. İçim yanıyor benim ve ben, buna da hamd ediyorum. Hayallerimin kanadına takıldım, uçabildiğim yere kadar uçuyorum…
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta