Kalbim Şiiri - Serdar Tunçluer

Serdar Tunçluer
396

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Kalbim

Kalbim

1.Bölüm

“Yahu oynayacağımda yerim dar”…” oyna be kardeşim oyna…kaldır, indir elini yeter ”.

Bir sabah nereden geldi bilinmez, adının Mücteba olduğunu kendi takdimi ile anladığımız bir adam geldi.
*yer, zaman, herhangi bir zaman, önemide yok zaten.”dün dündür, bugün bugün” sözü gündeme girer. Manası anlaşılamaz…alkış tutulur. Biteviye iktidarında, kerameti kendinden menkul beyefendinin ifadesi “ fiziki yol aşınmaları “ tesbit edildiğinde tam anlaşıldı zannedilirken, kırkbeş sene geçmesine rağmen hala anlaşılamadığı hakikattir.Nasıl bir hakikat olduğuna siz karar verin veya boşverin gitsin.
Mücteba bey zayıf, çelimsiz görünümlü, kısa boylu, heyecanlı, gözleri fıldır fıldır, takım elbiseli, kravatlı bir adam Mücteba bey. “ efendim sizler ile paylaşmak istediğim önemli bilgiler var “ diyerek başladı söze.
Nereye mi geldi? . Yahu önemli mi, durma ayrıntıların üzerinde.Ayrıntıları irdelemek şimdi mi aklına geldi.Diyelim ki öğrendin, ne olacak? diğerleri gibi unutup gideceksin.
“ efendim gücüm kalmadı artık, beklemekten yoruldum “ diyerek söze başladı Mücteba bey. “Yaş’ta kemale erdi, geldik gidiyoruz.Elli senedir işi gücü bırakıp her Cuma Eyüp Sultana Camii’ne gittim,döndüm.Gitmeyi sorun etmedim hiçbir zaman, ancak her dönüşte yaşadığım hüsranlar ruhumda derin izler bıraktı.Aslında param olsa dava edeceğim, kandırıldım gibime geliyor! ” dedi.Anlamadık.
*Sene 1965 çocuğum. Yer Isparta. Alışılmış gün manzaralarından farklı bir gün olduğu aşikar.Her neyse sebep sokaklar süsleniyor.Tak’lar görüyorum okul güzergahımda, afişler asılmış aynı çeşit.Anlamadım, anlayamadım meraklıda bir çocuğum. Eczacı Halit abiye uğradım. “ Halit Abi nedir bu telaş “ diye sordum. Güldü ilk önce ve sonra, “ karamanın koyunu geliyor, anlatırım, sohbette ederiz ancak boşver hadi sen okula git bakalım “ dedi…anlamadım.
Okula geldim. Dersimizin başlamasına onbeş dakika daha var.Öğretmenler odasına gittim.Kapıyı çaldım.İşte oradaydı.Yanına gittim. Ayağını indirdi.”Hoş geldin oğlum”dedi.Sizinle konuşmak istiyorum bir sorum var, dedim. Oturunuz lütfen diyerek yer gösterdi. Direkt olarak sorumu ifade ettim ve “ şehirdeki bu farklı telaşın, anlamını sordum. Teşekkür ederim sorun için,dedi, yarın cevabını alacaksın…yarına kadar bekle eve gel sana bir sürprizim var…yarın beraberiz, dedi, şaşırdım.
Kim mi? ...Türkçe Öğretmenimiz Av.Ali Şahap Gürelli Beyefendi.
Akşam yemeği esnasında Babam Beyefendiye konuyu açtım.Babam “ evet oğlum yarın Başbakan Süleyman Demirel Ispartaya geliyor “ dedi.Bakalım Öğretmeninin sana ne sürpriz yapacak, yarın öğreneceğiz, diyerek ilave etti.
Sabah nihayet oldu ancak saat onüç’ e daha çok var…onbeş dakika kala koşa koşa Öğretmenimin evine gitmek üzere yola çıktım. Valiliğin önü mahşeri kalabalıktı.Eve ulaştım zili çaldım, kapı açıldı Ali Şahap Bey karşımda takım elbisesi, kravatlı, cilalanmış ayakkabıları ile hazırdı.Ev ile kalabalığın arası elli metre. Valiliğin kapısından zahmetli bir şekilde girdik. Üzerinde Vali yazan kapıyı tıkladı Ali Bey. İçeri girdik. Herkes ayağa kalktı. Ancak şişmanca, orta boylu insan bir ayrı samimiyet ve mahalli şive ile karşıladı Öğretmeni me…hoş geldin Ali, dedi …öğretmenim de, hoş bulduk sayın Başbakan, dedi…etme kardeşim, Süleyman ben, senin çocukluk arkadaşın, ne Başbakanı, baksana ne kadar özlemişim meğer, dedi, sonra dönerek beni gösterdi, Öğretmenim; Serdar, dedi, okulumuzun değerli bir öğrencisi, diyerek söyleyince. Aferin Serdar, ne kadar güzel bir durum bu, baksana Öğretmenin seni alarak buraya gelmiş, gel tanışalım bakalım, dedi.

Bindokuzyüzelliyedi de, TL.154._(yüzellidört Türk lirası) maaşı vardı Baba’mın. Istanbul/ Kadiköy / Kızıltorak/Kördere sokak / No.37 ‘de ikamet ediyorduk. Babam Beyefendi sabah beş te kalkar ve üç vesait ile Rami’ye, oradan Metriste ki askeri birliğine giderdi…bilirim…şaşırmayınız lütfen. Günlerden bir gün Babam eve büyük bir paket ile geldi. Elini, yüzünü yıkayıp gelinceye kadar merakla beklediğimi dün gibi hatırlarım. Babam her zamanki gibi zarif ve o zarafetine uygun bir şekilde paketi açtı. Ne göreyim bir radyo…aman Yarabbi bir radyo…artık bizimde bir radyomuz vardı. Ancak, kimbilir bu pahalı aleti ne şartlar ile almıştı Değerli Babam.
Evet, evet, çocuk düşüncelerime hayret etmeyiniz lütfen.
Bu arada Annem Hanımefendi radyomuzun yerini hazırlamıştı bile…yemek masamızın yan tarafında ceviz komidinin üstüne Babam radyomuzu yerleştirdi.
Prize fişini taktı…ışık yandı, bekledik, bekledik, bekledik…bir türlü geçmedi vakit neden mi…o zamanlar radyolar lambalı ve akülüydü. Ancak Dedemin evinde gördüğüm radyonun yanındaki akü bizim radyomuzda yoktu. Aküyü mü nerden biliyorum? …Dedemden.

*Dedem Behçet Usta bir otomobil tamircisiydi.O yıllarda Kızıltoprak ta bir tamirci vardı O’da Dedem “Behçet Usta”. Bir gün tamirhanede gördüğüm, üzerinde çıkıntılar olan şeyi sorduğumda bana, akü demişti…ve ilave etmişti…” Serdar hani evdeki tel dolaplarımızda yemek saklıyoruz ya…bunun içindede elektrik saklanıyor, diyerek ilave etmişti. İlk okul mezunu idi. Çevresi tarafından tanınan, saygı gören, çalışkan bir Adam’dı Dedem Behçet Çiçek. Eli açık ve misafiri hiç eksik olmazdı. Onurlu bir İnsan dı. Gece gündüz çalışmış, “Aynalı Fırın da”, Altıyol da Kızıltoprak ta, müştemilat evinin önünde (Fenerbahçe stadının hemen arkasında) dördüncü tamirhanesi kurmuştu. Torunu onun için herşey di. Bir taneydi torunu onun için…gerçekten de tek torunuydum.
Bir keresin de yine beraber sohbet ederken şöyle demişti…Serdar sana bisiklet alacağım ancak düşer de bir yerini acıtırsın diye alamıyorum…bir de, bir de Baba’nı üzmek istemiyorum, demişti…anlamamıştım, çünkü benim böyle bir isteğim olmamıştı ve Babam neden üzülecekti? , yoksa Dedem bisiklete Baba’mın binmesine müsaade mi etmeyecek Babam’da üzülecekti.Fakat benim gördüğüm ve bana göre olan bisikletler Baba’ma ufak gelir ve zaten binemezdi diye mi? , yoksa başka bir şey mi vardı Babamı üzecek? .
Akşam üzeri Dedem ile eve döndük. Annem her zaman ki gibi hemen üstümü değiştirdi…ve “ oğlum “Geldim Amcan! (mahallemizin bakkalı/ evlere ekmek ve erzak dağıtırdı/Lakabı) gelmedi, git ve ekmeğimizi al dedi. Annem tarafından benden talep edilen çok önemli bir istek ti. Yıllar sonra Annem ile sohbetimiz de öğrendim…meğer gönderir arkamdan beni takip edermiş “ küçük sorumluluklar almayı öğretmek adına Geldim Amca’dan ekmek almaz O’na da beni göndereceğini tembih edermiş.
Geldim Amca sadece bir bakkal değil, uçurtma yapıp satan, bisiklet tamir eden de bir Adam’dı. İşte fırsatı yakalamıştım…acaba bir bisiklet kaç kuruştu! …belki yirmibeşkuruş harçlıklarımı toplar ben alırdım bisikleti! . Gittim ve sordum ederini. “ Geldim Amca bir bisiklet kaç kuruş? …şaşırdı. Serdar bir bisiklet aşağı yukarı elli lira. Lira? ...aman Yarabbi ne kadar pahalı. Dışarı her neresi! ise oradan geliyormuş.
Ekmeği alıp koşa koşa eve döndüm…zilin mekanizmasını döndürdüm…kapı açılmadı, birde baktım ki Annem Hanımefendi arkamda…söz de komşuya gitmiş! .
Akşam yemeğine kadar, yirmibeşkuruşları nekadar zaman toplarsam bir bisiklet alabilirim hesabını yapmaya çalıştım…bir şeyler eksikti…bu hesabın sonu her ne ise on günlük harçlığımın toplamından fazla olmalı idi…parmaklarım on taneydi.Ayak parmaklarımı hesaba sokmadan Babam Beyefendi geldi ve yemeğe oturduk. Tam yemek esnasında Babam Beyefendiye sordum…Sene Bindokuzyüzelliyedi! …sobaların hazırlandığı vakit…üstümde yeleğim ile;
“ Baba; paramız var mı bizim? “...sessizlik, sessizlik, sessizlik …utandım, utandım, utandım. Acaba ne hata yapmıştım. Yoksa hatanın ötesinde başka bir şey mi vardı sorumda. Babam “ yemeğimizi bitirelim konuşalım oğlum “ dedi. Vakit gelmişti, Annem mutfakta, sedirimize geçtik oturduk Babamla…
Oğlum, diyerek anlatmaya başladı Babam.
“Her sabah işe gidiyorum…otuz gün sonunda görevim karşılığında maaş denilen topluca bir para alıyorum…bunun toplamı yüzellidört lira, bunun bir kısmını ev sahibimize, bir kısmını diğer ihtiyaçlarımız için Annene veriyorum kalan kısmı ile evimizin eksiklerini tamamlamaya çalışıyoruz hep birlikte. Sen, Annen ve Ben. Kalan miktar ise senin sorduğun sorunun cevabıdır” dedi.
Dedemi anlamıştım, cevabı bulmuştum kendimce…ancak bulduğum cevap ilk ve son cevabım oldu yaşamım boyunca…bir bisikletim olmadı ancak hiçbir zaman bunu sorun yapmadım. Onurlu bir İnsan ancak Onurlu bir İnsanın halini anlayabilir ve takdir edebilirdi. Dedem Onurlu bir İnsan dı, onurlu Babamı üzmek istememişti, benim de hiçbir yerim acımamış tı! .

Serdar TUNÇLUER

Devamı var

Serdar Tunçluer
Kayıt Tarihi : 26.01.2010 17:06:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Yunus Karaçöp
    Yunus Karaçöp

    Üstadım...

    Anlatımın mükemmelliğinde dilin sadeliğiyle süslenmiş harika bir yazı okudum sayfanda ..

    İnşallah en kısa zamanda devamınıda okumak nasip
    olur..Kutlarım usta kalemini TEBRİKLER..

    Selam vede muhabbetlerimle Allaha emanet ol..yunus karaçöp..yudumyunus

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)