Pas tutar bazı bekleyişler.
İnsan en çok alnının ortasında taşır zamanı.
Bir kurşun değil;
adı konulmamış bir sessizlik
her gün biraz daha derine yürür.
Yalnızlık, duvar değildir.
İnsan duvarı geçer.
Yalnızlık, içeri doğru büyüyen bir evdir;
odaları birbirine açılır,
hiçbiri sana çıkmaz.
Saatleri dinledim uzun süre.
Akrep, yelkovanı kovalamıyordu.
İkisi de benden kaçıyordu.
Beş bin adım kaldı dedim.
Sonra sayılar yoruldu.
Mesafeler, yürümekten vazgeçen insanların icadıymış.
Avuçlarımda iki ayrı yangın taşıdım.
Birinde sen vardın.
Ötekinde, sana ulaşmama engel olan bütün dağlar.
İnsan bazen ateşi değil,
külünü severmiş.
Kalabalık geçti önümden.
Yüzlerini seçemedim.
Belki hepsi aynı kişiydi.
Belki aynı korku,
her yüze başka bir isim giydiriyordu.
Gökyüzü birden kızardı.
Yeryüzü sarı bir suskunluk oldu.
Bir mahşer kurulmadı aslında;
yalnızca içimde eski bir dünyanın çatısı çöktü.
Dost dediklerim sustu.
Düşman dediklerim konuştu.
Sonra anladım:
İnsan, en çok kendi gölgesinde pusuya düşürülür.
Bin adım kaldı.
Sonra yüz.
Sonra bir.
Bir adım, bazen bütün ömrün ağırlığıdır.
Tam sana varacakken
dünya telaşlandı.
Rüzgâr, isimleri birbirine karıştırdı.
Zaman cebindeki bütün saatleri kırdı.
Sen bana yaklaştın.
Ben, kendimden çıktım.
Aramızda artık ne yol vardı
ne sayı
ne de bekleyiş.
Yalnız gözlerin...
İnsan bazen bütün ömrünü,
bir çift göz kapanırken tamamlar.
Kayıt Tarihi : 1.07.2026 16:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!