İstanbul
Sen aşklarımın en asil kadınıydın İstanbul!
Şu küçücük kalbim senin için nasıl da çırpınır
Uçmayı yeni öğrenen kuşlar gibi
Ama her defasında çarpar durur senin o mağrur duvarlarına
Ümitlerimi alır götürürsün
Ümitlerimle birlikte beni de
Çünkü ben gerçekte yalnız ümitlerimle varım
Yani aslında kocaman bir hiçliğin flu kımıldamaları...
Şimdi uzaktayım
Sende değilim
Bir başka şehrin koynuna bedenimi bırakmışken
Alamıyorum ruhumu ellerinden
Alamıyor kimse beni senden...
Elleri boya kokan sabinin okşanmayı bekleyen tozlu başı oluyorsun
Ya da yüzündeki tüm masumiyetine rağmen
Ardından okkalı sözler söylenen meşhur bir fahişe!
Bir öğrenci yurdunun kuytu köşesinde içimi ürpertir çılgın lodos uğultuları
Ve sen Kızkulesi'ne hapsedilmiş zavallı prensesim...
Çığlığını bir tek balıkçılar, ağlara takılmış balıklar
Ve ben duyarım.
Ama beni ne buzlu rakı teselli eder,
Ne alnımı serinleten rüzgar,
Ne de yeni yetme, parlak serserilerin çapkın bakışları
Yürürüm, kaybolurum sokaklarında
Tarih kokar her parçanda, aşk kokar
Görmüş geçirmiş yaşlı ama alımlı bir kadınsın
Ve bu yaşlı kadının nefesinde şehvetle yoğrulmuş bilgelik vardır.
İnsanoğlunda hem saygı uyandırır
Hem de her uzvunu bağrına basma hissi
Güzel saçlarına tarak olur parmakların
Daha da sokulursun
İçersin kana kana
Alamam başımı gül kokulu yumrularından
Ve yeniden kaybolurum duygu sarhoşluğunda
Galata Kulesi'nden taa uzaklara dalarken hissetmem rüzgarı
Ne yana baksam lale!
Renk renk, öbek öbek
Heybetli saraylar, medreseler, hamamlar, surlar durdurur zamanın akışını
Unutuveririm postmodernizmi
Uzanıverir ruhum çok eskilere...
Avlular güvercin doludur
Sandık kokulu dükkanlarıyla ferahtır Kapalı Çarşı
Ve her köşende sebiller, fıskiyeler, çeşmeler durur
Selamlar yaşam meşgulü milyonları
Camiler, kiliseler ve havralar kapı komşusudur
Yüzyıllardır süren hoşgörünün, kardeşliğin, birlikteliğin sarsılmaz anıtlarıdır onlar...
Dalgaların kıyıya teması sakindir, nazlıdır
Lakin coşkun vapurlar yarıp kudurtur mavide mücadeleci denizi
Martıların, balıkçıların müzik şölenini duyumsamak
Vivaldi'nin Mevsimler'i misali...
Çoktan dolmuştur barlar, balıkçılar,
Şık restoranlar,
Meyhaneler,
Kimbilir eğlencenin kaçıncı faslını yaşıyor;
Cüzdanı dedemin göbeğine benzeyenler...
Şarabın buruk tadı,
Sevgiliye fısıldanan aşk dolu söz,
Yeditepenin ardından gülümseyen ay,
Gülün rengi,
Islak çam gövdesinin kokusu,
Sıcacık ekmek buğusu,
Hüzünlü bir tramvay yankısı,
Erkeğin geniş omuzları,
Kadının dekoltesi...
Herbiri ayrı güzeldir sende
Herbiri büyük bir nimettir.
Ama en güzeli Sultan Ahmet'ten yükselen ezan sesidir.
İmana çağırır herkesi,
Huzura çağırır...
Ve sen aşklarımın en asil kadınısın İstanbul!
Oysa ben flu kımıldamalar...
(Gazipaşa-Antalya, 21.04.2006)
Meryem MavitanKayıt Tarihi : 22.4.2006 15:27:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




TÜM YORUMLAR (2)