İstanbul Şiiri - Yıldız Koç

Yıldız Koç
1

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

İstanbul

Gökyüzünün mavisinin sudaki aksine baktıkça
Bu mavinin O'na yakıştığı kadar başka hiçbir şeye yakışmadığını,
Gökyüzünün sadece O'nun için yaratılmış olduğunu gördüm.
O'na kenardan mavi boncukla baktım,
Mor ergüvanların, sarı mimozaların, turuncu alıçların,
Daha bir rengarenk daha bir zümrüd-ü anka olduğunu,
İstanbul gibi koktuklarını,
İlk cemrenin kendileriyle müşerrref olduğunu gördüm.
Tüm hasretin ve vuslatın O'nda vucûd bulduğunu
Güneş'in bir an önce sarı saçlarını savurmak için,
Şimal yıldızı ile yarış ettiğini,
Dökülmek için,
Takdir-e şayan muhteşem incilerinin üstüne
Gözlerinin bulutlanmasını sabırla beklerken
Rüzgarından sahilinde bir ahenk ile
Salıncakta başı dönen çocuklar gibi sallanan ağaçları gördüm.
Çeşme başlarındaki yazıların hâlen vakte inadını,
Arnavut kaldırımlı dar sokakların tılsımını,
Bir mezar taşının üstündeki yakarışı ve ihtişamı,
Biribirine yaslanarak ayakta duran cumbalı kafesli evlerini,
Meydanda satılan rengarenk macunları, pamuk helvaları,
Almayan annelerine içerleyip ağlayan çocukları,
İstenen macunun alınmasıyla havaya savrulan çığlığı gördüm.
Hangi sokak da hiç bu kadar üzgünken,
Dünyalar O'nun olabilecek kadar
Sevinebilen çocuklar gördünüz?
Ey tahtlar şehri İstanbul!
Kaç şehzâdeye mühr-i hûmâyun verdin,
Kaç culûs gördü Topkapı Sarayın,
Boğaza açılan pencerelerinden kimbilir kaç gece,
Nar-ı suzana dönmüş aşığın mâşuğa seslenişini dinledin.
Uzun servilerin gölgesinde yatanlar için,
Kapalı gözlerle göklere açılan avuçiçleri,
Yakaran kalplerin kımıldayan dudaklarındaki duaların,
Senin yüzün suyu hürmetine kâbul edilişini gördüm.
Minarelerinden dökülen ezan sesleri ile,
Açılan gönül kapılarının,
Dilşâd olana dek kapanmadığını gördüm.
Mahyaların ışıklarının yandığı ân,
Gönüllerin saadetinin ayyuka vardığını,
Burada doğan tüm mahlukâtın burada ölmeyi,
Rab'dan nasip ettiğini gördüm.
Ahir ömrünü tamamlamış,
Sararmış yaprakların yol kenarlarına savruluşunu,
Mechûle doğru mutmayın bir hâlde yol alışlarını,
Kimbilir hangi ağacın hangi katından sukût içinde,
Bülbülün güle, gülün gönlüne can verdiğine,
Şahid olduğunu gördüm.
Güzelim çeşmelerinden akan buz gibi suyun,
Zeytin kokulu feraceli kadınların ellerine yaktıkları,
Kırmızı kınaların rengini kıskandığından,
Daha bir gür daha bir soğuk aktığını gördüm.
Senin yedi tepen yedi gözündür;
Sokakların buz tuttuğunda çocuklarının
Kızakla kaydığı andaki bağrışmalarını,
Yoğurtçuların omuzlarında yoğurt taşırken
Attığı o on onbeş saniyelik nârâyı,
Bakırcılar Çarşısı'ndaki ustanın nasırlı ellerini,
Dülgerin çıkartığı rast makamındaki sesi,
Korkudan arada kapatılıp arada açılan parmakaralarından
Sihirbazla hokkabazın yaptığını,
Üstadın tezhibini, sâzendenin çaldığını, hânendenin söylediğini
Görüyorsun.
Uğruna yapılan tüm şarkılar, yaşanan aşklar gibi unutulmaz,
Uğruna dökülen yaşlar ihtişamına, görkemine, güzelliğine az,
Uğruna yazılan tüm şiirler de bin naz, herbirinde bin haz.

Yıldız Koç
Kayıt Tarihi : 28.4.2005 12:14:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
ÖNCEKİ ŞİİR
SONRAKİ ŞİİR
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Mehmet Karli
    Mehmet Karli

    Şiirinizi ve sizi tebrik eder ...başarılar ve şiir dolu günler diler ...saygı ve hürmetlerimi sunarım....Mehmet Karlı

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)

Yıldız Koç