Senin olmadığın İstanbul, Fatih'in fethetmediği Bizans gibi. Derme çatma, papazların arsaları, varsalların lafları, kölelerin canları kalmış sokak ortalarında. Ayasofya'nın kubbesi çatlamış; Anadolu'yu kızıl elma bellemiş Türk'ün çocuğu, yüzyıllar evvel bir güzelin Muhammedü'l Emin sözüyle düşmüş yola.
Şimdi sen de İstanbul'dasın; o vakit anlarsın beni. Eminönü'nden vapura binmeyi, denizin kokusunu içine çekmeyi, Galata'ya çıkmayı, Kız Kulesi'ne kayıkla salınmayı, sahilde kimsesiz gibi dolanmayı, Gülhane'de bir ağacın altında fermanın mührünü bulmayı, Çamlıca'ya patika bir yoldan çıkmayı, Sevda Tepesi'nde sevdasız kalmayı.
Kulaklardan meşk kalıntıları silindi bu diyardan; çanların tokmağı kırıldı, Bizans'ta ilk ezan Fatih'in kulağına adıyla okundu. Ayasofya'da ilk namaz fethin ertesi kılındı. Şimdi ne Bizans kaldı ne papanın vaftizi; Sultanahmet'in çinisi, Süleymaniye'nin kubbesi, Mihrimah'ta ikindi güneşi, sahaflarda kalan eski bir koku, Darülfünun'dan çıkan gencin dimağı yıktı da geçti. Burası artık ne Bizans ne de Roma; geldi Türk'ün çocuğu buraya. Artık her yer mabed; kızıl elma çocukların elinde, atalardan kalma tatlı bir şerbet.
Kayıt Tarihi : 25.1.2026 00:14:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!