Görmek ve duymak istemediğin kadar olurum
İçime içime sabır ederim
O tutkulu acizliğini hissedene kadar
Kamçılarım vücudumun bütün iradelerini
Gece yarıları
Bölük pörçük
Uykulardan uyandırılıp
Alınıyorum
Sorgu odalarına
Bir buçuk mevsim oldu uyumayali kapamayali gözlerimi
Bir buçuk mevsim yüz kırk gün yaklasik üç bin beş yüz saat
Yakın bir zaman dilimi kalsa gerek ölümüm
Yok öyle senin kafanda kurduğun gibi
Bir bit yada onun yeniği değil bu ömür
Öylesine derin oylesi inim inim
Bir dişi yağmur buğusu pencerem
Buram burhan sonbahar tütüyor bacadan yaprakları çatıya dökülen
Faili meçhul ölümler topluluğu içim
Sorgusu mahşeri çok erken
Ölülerle konuşuyorum içimin ölüleriyle
Katran kara bir aort besliyor aşkı ve kasiklarimi
Sığ denizlerde
nefes almaya zorlanan orkinoslar
Kalabalık kitlelerin kuşattığı
Kargaşalar içinde sürüklenen
Telaş dolu ömür
Çok katlı
Ezan sesininin o kutsal tınısında kanat çırpışıp dans eden melekler misali yüzün
Dinlendiren
Huzur veren
Hiç bir günah kapısından içeri girmemiş Öylesine bakir ölesiye beyaz ki kimliğin
Bir girdap gibi içine alan
Aldıkça başımın döndüğü
Zayıf yerimden buldu hayat
Bu aciz
Bu çaresiz bakışlar ordan miras
Yoksa yıkılmaz ölmez dim
Öyle kurşunla dostla filan
Kimsenin ihanet etmesine izin vermedim
Gece yanık yüzlü sıska çocuk
Şaşkın ördek
Lambada tos tos böcekleri
Ve çatı güvercinleri
Kan damlayan kanatları
Suluyor bahçede çiçekleri
Keşfedilmek değil
Anlaşılmak üzre dertlerim var benim
Yaşayan bir Nazım bulmalıyım şimdi
Ölüm kadar uzak bi ihtimalde..
Küçük bi İskender olmak vardı ya şimdi
Gecenin tam da dördü sekiz (04:08) geçen saati
Onun gibi küçücük yaşayıp
Kocaman ölmek..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!