Benim gözlerim mutlu,
senin yüreğin umutlu.
Her şey o kadar güzeldi ki…
Hayatımda ilk defa seviyordum.
“İşte aşk bu” diyordu kalbim,
göğüs kafesime sığmıyordu,
Dudaklarım sebepsizce gülüyordu.
Sen öyle bir zamanda gelmiştin ki
tam hayattan umudumu kestiğim anda.
Güneş gibi doğmuştun içime,
“Gitmez” demiştim,
“Beni terk etmez, çok seviyor.”
Ah…
ne kadar da inançlıymış kalbim,
ne kadar da kör.
Belki sen için için gülüyordun,
ayrılırken gözünde tek damla yaş yoktu,
kirpiklerin bile ıslanmamıştı.
Ben ise hıçkıra hıçkıra,
sanki içimde bir şehir yıkılmışcasına ağladım.
İşıklar söndü.
Film bitti,
masallar yalan oldu,
Bu hikâyede herkes
kendi kaderine ağladı aslında.
Kimi annesinin terk ettiği
bir maymunun yalnızlığına,
kimi giden bir sevgiliye,
kimi de daha kurulmadan yıkılan
hayallerine…
Herkes acısını yeniden yaşadı,
tekrar tekrar.
Ve kapandı perde,
son buldu oyun.
Ayrılık bahaneydi belki de,
herkes kendi yarasına ağladı.
Kadın gitti.
Adam bitti.
Ve aşk…
iki kalbin arasında
sessizce gömüldü.
Umutlar öldü,
Yarınlar öldü,
Mutluluk öldü,
En çok da hayaller öldü.
Bu hikayenin sonu acı bir sonla bitti.
Kadın inancını ,
Adam aklını kaybetti.
Bitti sözü kadar soğuk ve donuktu
Ayrılırken ıslak parmakları.
Soguk ve donuk.
25.02.2026 10:54
Kayıt Tarihi : 25.2.2026 10:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




ne kadar da inançlıymış kalbim,
ne kadar da kör.
inançlı bir kalp kör vasfında olmaz... büyük bir mantık hatası, şiirin matematiğine aykırı,
neyse, siz kendinizi şair sananlardansınız, lafımı daha fazla zayi etmeyeyim...
size bizden küçük bir hatıra yolluyorum;
.
...
.
gözlerimden gemiler devriliyor
kırmızı sulara,
sarıl sarıl sarıl/ma vakti geldi ve
bu tasalı musafahasızlığa,
bakma ağladığıma…,
ağlak bir güvercinim ben,
keklik olmaktan uyandırdığın
o güvercin ki,
bozkırından koparılmış ve
ellerin yurdunda garipler garibi,
sürgün di/yârında yüreği pas içinde…,
kaldır ayrılığın perdesini hekimim,
gözlerimiz son kez kamaşsın ayniyetle,
gözbebeklerimiz hicapla yere baksın,
uzun sürmez bilirsin zaten,
efsunkâr muhabbetler…,
hızır ilyas tepesinde bir yetimhane türküsü gibi,
şimdi ayrılık…,
kızıl yaprakları
katmer katmer ayrılıp,
mendile sarılmış goncanın;
kış ikindisi akşam ayazında,
göz yaşıyla ıslak kaldırımlara
bırakılan bir gül dalı gibi,
terkedilmiş ve ıssızım…,
.
...
.
TÜM YORUMLAR (1)