Başlıkta ne yazık ki şair adı diye ismim çıkıyor. Arkadaşlar, ben şair değilim. Hâşa :) Sanal dünyaya salıverdiğim iç sesimin yansımaları diyelim yazdıklarım için.
.............
En sevdiğim ve beni her okuduğumda en çok etkileyen şiirdir Köpük. Hayattır köpük benim için. Ahmet Muhip Dranas en ama en çok sevdiğim şairdir. Sonrasındakileri sırayla sayabilirim ama benim tahtımın sahibi Dranas'tır.
Jacques Prévert'e gelince. Onu kendime yakın hissediyorum. Şiirlerindeki kurgu ve anlatım beni etkiliyor. Espiri anlayışını seviyorum şairin. Gülümsetiyor beni. Gülümseten ve düşündüren, kurgusu olan şairleri severim. Jacques Prévert tılsımlı bir şair. Bir dönem Türkiye'de de yaşamış. O ölmüş, tam o gün ben ana rahmine düşmüşüm. Böyle garip inanışlarım vardır. Size ters gelebilir. Kızmayın. O da Kova ben de Kova. Sanki okurken onu benimle konuşuyor. İyi anlaşıyoruz Jacques Prévert Amca ile. Seviyorum kendisini.
Bu sayfayı tesadüfen bulup yazdıklarımı okuduğunuz için teşekkür ederim sizlere...
KÖPÜK
Oyun bitti ve her şey yerini buldu.
Akşamla ebedi kızlar anne oldu.
Aynalara bakma, aynalar fenalık;
Denizi, sonsuz olanı düşün artık.
Bir gün beni hatırlayabilirsin ancak,
Güzelsem soyabilirsin çırılçıplak;
Oradayım hep ben, orada, derinde,
Gemilerin ihtiyar köpüklerinde.
Ahmet Muhip DRANAS
..........................................................................................
BİR KUŞUN RESMİNİ YAPMAK İÇİN
Önce bir kafes resmi yaparsın
Kapısı açık bir kafes
Sonra kuş için
Bir şey çizersin içine
Sevimli bir şey
Yalın bir şey
Güzel bir şey
Yararlı bir şey
Sonra götürür bir ağaca
Asarsın bu resmi
Bir bahçede
Bir koruda
Ya da bir ormanda
Saklanır beklersin ağacın arkasında
Ses çıkarmaz
Kımıldamazsın
Kuş bazen çabuk gelir
Ama uzun yıllar bekleyebilir de
Karar vermezden önce
Yılmayacaksın
Bekleyeceksin
Yıllarca bekleyeceksin gerekirse
Resmin başarısıyla hiç ilişiği yoktur çünkü
Kuşun çabuk ya da yavaş gelmesinin
Geleceği olup da geldi mi kuş
Çıt çıkarmak yok
Kafese girmesini beklersin
Girdi mi kafese fırçanla
Usullacık kapısını kaparsın
Sonra kuşun bir tüyüne dokunayım demeden
Bütün kafes tellerini teker teker silersin
Yerine bir ağaç resmi yaparsın
Dallarının en güzeline kondurursun kuşu.
Tabii ne yapraklarının yeşilini unutacaksın
Ne yellerin serinliğini
Ne de yaz sıcağındaki böcek seslerini
Otlar arasında.
Sonra beklersin ötsün diye kuş
Ötmezse kötü
Resim kötü demektir
Öterse iyi olduğunun resmidir
İmzanı atabilirsin artık
Bir tüy koparırsın usulca
Kuşun kanadından
Ve yazarsın adını resmin bir köşesine.
Jacques Prévert
................................................................................................
SENİN İÇİN AŞKIM
Senin için
Aşkım
Bir kuşçu dükkânına gittim
Ve bir kuş aldım
Senin için
Aşkım
Bir çiçekçi dükkânına gittim
Ve bir çiçek aldım
Senin için
Aşkım
Bir hurdacıya gittim
Ve bir zincir aldım
Ağır bir zincir
Senin için
Aşkım
Bir köle pazarına gitim
Ve seni aradım
Fakat hiçbiryerde bulamadım
Aşkım...
Jacques Prévert
Çeviri: Işıl Koçoğlu
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!