1968 yılının 18 Martında gözlerini dünyaya açtı. Annesi, hiç ağlamayan bu bebeğin bir hastalığı var telaşıyla ne gidilmedik doktor ne de hoca bırakmış. Daha çocukluğunda karıncaları ezmemek için yolunu değiştiren, bir kediye eziyet ettiği için arkadaşıyla kavga eden, bir karasineğin kanatlarını kopardığı için abisine küsen, müstakil evlerinin yanına merdiven yapılacak diye armut ağacını kesmeye kalkanlara inat ağaca sarılan merhametli bir çocukmuş. Başarılı bir lise hayatından sonra gazeteci olmak hayaliyle doğduğu Zonguldak şehrini terk edip 18 yaşında İstanbul’a yerleşti. Kendine ait nedenlerle bu hayalinden vazgeçti. Çalıştığı yerlerde yöneticileri ile hiçbir zaman anlaşamadı. Bedelini bir yerde uzun zaman çalışamayarak ödedi. Çok arkadaşı, çok tanıdığı oldu. Ama hep yalnızdı. Halâ öyle…
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!