1992'de 'Sevdayla Çoğalan'ı yayınladım. Soyadı, fotoğraf, biyografi vs. kullanmadım; 'aslolan şiirdir, kimin yazdığının fazla bir kıymeti yoktur' fikrini halen savunmaktayım. Mallarme'nin de kendi adını cins isim, şiiri özel isim saydığını ise uzun zaman sonra öğrendim.
Şiir yazmaya 1994 yılında ara verdim -tam yedi yıl-; esasen ne yazmak ne de yazmamak iradiydi benim için. Kimilerine çok garip gelebileceğini düşündüğüm bu durumu çözümlemek için epey kafa yorup iyi-kötü bir sebebe ulaştığımdan açıklamakta hiçbir sakınca görmüyorum.
2001'den itibaren yeniden yazabildiğim sürecin ürünlerini antoloji.com'da eylül 2006-eylül 2007 arasında yayınladım.
Şimdiyse gene... belki de artık ilelebet son bulmayacağını düşündüğüm gayri mümbit bir dönemdeyim ve tüm şiirlerin pasif kalmasını uygun buluyorum.
1956 yazında, hafızamda -yangınlı günbatımları hariç- sepya fotoğraf kareleri gibi sakladığım Kars'ta doğmuşum, İstanbul'da yaşıyorum.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!