dağ yamaçlarına tatlı ürpertiler bırakandır o
içten içe tutuşan uzak şafakların közüne serpilen gecedir o
yumuşacık mehtaplarda suların tenini okşayandır
ümitli yakarışları süt beyaz ışığıyla besleyendir
gecenin siyahını yırtan hilaldir o
*
hayallerimizin yükü altında ezilmeden dimdik duransın
üşümüşlüğümüzü alıp götürensin sıcacık sevda iklimine
iç ağrılarımıza erişen müjdesin sen
camilerinle, saraylarınla, çeşmelerinle
korkularımızı korkutansın sen
Derken yağmur çiselemeye başlasın.
Diyelim ki bu yağmur,
paydos ziliyle beraber bir kadının alın teridir...
Ve ardından topraktan mis gibi bereket kokusu yükselsin;
Bilelim ki bir kadın,
ağlayan bebesinin ağzına dayamıştır memesini.
bir bomba patlamış sanki kalbimin merkezinde
ve önce sen ölmüşsün uzun yaz gecelerinde
sonra içimde senden kalanlar
her bir türevi her bir zerresi her bir kalıntısı
oysa…
mavilerin yapayalnız boşluğuna uzayıp giden masallardan
evvel zaman içinde ki aşklardan
kör kurşunlar girdiği vakit yüreklere
terk edilmiş ülkelere
en yeni haberleri götürür bulutlar
gönül tepeleri yine soğuk çölleri yine kor ateş
bambaşka bir alemin havasını soluyup
kimileri bir neron gibi yaşar her anı
sevdikleri uğruna yıllarını yakar
bazen zaman hoyratça akar gider farkında olmadan
bu mektup sana alara
rengini kaybetmiş
kurumuş çiçekler dağınıklığı
üstlerine dökülmüş gözyaşı tuzları
hüzün kırıntıları
bu mektup sana dilara
satırların üstüne
rengini kaybetmiş kurumuş çiçekler dökülmüş
gözyaşı tuzları
Ey gönül, sus artık! Bu sessizliğin sesinden büyük çığlık yok,
O’nun huzuruna boş gelme, gözyaşından özge bir meta yok.
Varlık dedikleri bir rüyadır, Senden gayrı aslı astarı yok,
Aşk denizine düşen bilir; bu deryanın kıyısı, kenarı yok.
ah hangi hüzünlü dize
hangi gam yüklü cümle anlatabilir
gazze şehrinin ahvalini ki size ne nakledeyim
bu şehir bu kadar acıyı nasıl çeker
nasıl dayanır insanlıktan nasibi olmayanların acımasızlıklarına
art arda sayıp döksem içimdekileri




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!