Bir küçük iknurum... Ne yaparsam yapayım, nasıl tarif edersem edeyim yaşadığım hayatta benimle yol alan eşlik eden "hayat arkadaşım" bile kendi tattığı gibi lezzet alıyor... Hayatım yaşadığım leziz hergünü paylaşmak ağızları tatlandırmak isteğiyle geldi geciyor... oysa insanlar sadece ağızlarının ekşidigi,yandığı anlarla beni hatirlamayi beni yargilamayi tercih ediyor... korkuyor insanlar menümdeki tatlardan istiyorlarki hep sütlaclar beyaz olsun, hep tatlıyı ikram eden ben olayım...
Oysa ikram ettiklerim agizlarini şenlendirirken itiraz etmiyorlar rengi,sekli farklıda olsa da. Ama riske girmek,ellerindekini kaybetmek istemiyorlar...
"Hem pastam dursun hem karnım doysun;
Olursa bir ambarın,ben varım..." diyorlar...
Benim hayatim sanırım bir bu kadar daha yaşasam insanlar konusunda yanılmakla geçecek...
Hayat soframdan gelmiş geçmiş kimseye ağım yok... Fakat derdim; kimseye altin tepsiler vaat etmedim, agzina kadar dolu ambarim var demedim... ambarda ki darılarımı basbasa dizdize yediklerim arkasını dönüp gitti...
Banada yazmak kaldı...
Afiyet olsun şimdiden.
Eserleri
HAYAT SOFRAM
Bir kaşık kap gel sende al kahkaha çorbamdan,
içtikçe çoğalır bu tasta bu yaşta bu çorba...
Bir çatal al gel sende gençlik pastamdan,
Yersen bugün tatlıdır, o da kalmaz yarına, yesen de yemesen de yenilir zamana...
Gel otur iç otuz yaş acı kahvemden sende,
Kimler yemiş içmiş hayat soframda anlatayım...
Kavrulmuş otuz yıllık lezzetin güzelliğini anlarsan ne ala ağzın burulur acı gelirse gücenmem ben ona da eyvallah...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!