İkna
İnsanları bir araya toplayan en güçlü şey karşılıklı maddi ve manevi menfaattir. Medeniyetin de oluşmasının sebebi budur zaten. Bu da ikna ile olur, ikna ise kutsal ve insancıl gayelerin üzerinden daha sorunsuz yapılır.
Toplumda önder olmak isteyen kişiler o toplumu bir şekilde ikna ederler. Bunu bazı kılıçla bazı da tatlı dille yaparlar. İnsanları ikna için iki ana kural var; ödül ve ceza…
Diktatörler ön planda ceza, korku ile itaati sağlar; yandaşlarına ödül ikinci sırada yer alır. Firavunlar her iki yola da baş vurmuş. Kendilerini “İlah” ilan edip hem kutsaldan yararlanmışlar hem de korku ve ceza ile bu itaati sağlamışlar. Peygamberler ise kutsalı tatlı bir dille veriyorlar ama ilahi bir korkuyu da inceden içlere aktarıyorlar. “Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır.” İstekler genelde üç aşamada sonuçlandırılıyor. Birinci aşamada istenenin kimseye zararı olmadığı işleniyor. Bu kabul gördükten sonra ikinci aşama gelir; ikinci aşamada yasaklanmak isteniyorsa zararları, kabul ettirilmek isteniyorsa faydaları sayılır. Üçüncü aşama; emir aşamasıdır. İtaat eden sevap alır, etmeyen günah… Yasak veya öneri bir şekilde kabul ettirilir.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta