1/1/1935 Yılında,Amasya Gümüşhacıköy eski adı Bennek olan Güvenözü köyünde doğmuşum. 1938 Yılında,Amasya Merzifon ilçesine yerleşmişiz.
Kara Mustafa Paşa İlkokulunu bitirdikten sonra yedi ay kadarda Merzifon Erkek Sanat Okulunda okumuştum. 1950 Yılında geri Güvenözü Köyüne gelmişiz, köy yaşamının her aşamasında Çobanlık, çiftçilik, marangozluk hızarcılık ve benzeri işler yaptıktan sonra, 1963 yılında Gümüşhacıköy ilçesine gelerek altı ay bakkallık yaptım. 1964 yılında foto atölyesi açarak bilmediğim bir işi yapmaya başladım.1980 Yılında gelişmiş fotoraf stüdyomu iki oğluma bırakarak,ben yağlı boya resim çalışmalarına başladım.
Gümüşhacıköy,Merzifon,Çorum Amasya ve K. T.F. D. Lefkoşa’da olmak üzere sekiz kişisel resim sergisi açtım.
1963 Yılında ünlü halk ozanımız Aşık Mahzuni Şerif ile tanıştım. Tadına doyamadığım içten dostluğumuzu, ö günlerde kendi ricası üzerine yazdığım Anadolu’yu Kucaklayan Mahzuni Şerif kitabımızın daha da pekiştirdiği dostluğumuzu Hakk-a yürüdüğü güne kadar sürdürdük. Özellikle Almanya’da geçen kırk beş günümüzü unutamam.
Fani bedenini Hacıbektaş toprağının sonsuzluğunda bırakırken sevgisini yüreğimizde yaşatmaya çalışıyoruz. Her yıl sevgili dostum şair öğretim üyesi İslam Çankaya ve amcamın oğlu çok değerli Ali Rıza Bektaş ile birlikte bedenini bıraktığımız mana bilim kentinin kutsal topraklarına ziyaretine gidiyoruz. Yüreğimizde sevgiyle taşıdığımız dost Mahzuni’yi mezarının başında çalıp söyletiyoruz. Küçük kayacıkların üstünde dördümüz göz yaşlarımızla demlenerek,söyleşiyor ve özlemle umudumuzu birleştirerek,yürüyoruz.
1991 Yılında Anadolu’da bir duru kaynak kitabımızı sevgili edebiyat öğretmeni Sabri Yücel ile yazmıştık. Kendisiyle baba oğul olduğumuz değerli dostum Sabri Yücel,2006 yazdığım mucizelerin dili inançlarımız kitabımın düzeltmenliğini de yapmıştı. Tanrı izin verirse sanırım 2007 yılında yüz elliyi aşkın şiirlerimin de baskısını yaptırmayı düşünüyorum.
Eserleri
Anadolu'da bir duru kaynak Kulfakır,anadolu'yu kucaklayan ozanmahzunişerif,mucizelerindiliinançlarımız.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!