Hybrıs Şiiri - Bünyamin Tumlukolcu

Bünyamin Tumlukolcu
68

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

Hybrıs

Acılar gördük
Bunun sebebi dünyanın vaziyetini anlamadığımızdır
Hünkâr kullarının sabanına koşulmayacağız
Biz her nokta-i nazardan insan olmalıyız

Zaman dert getirdi ellerinde ekmek iğneleriyle
Hep kaçarmış kentlerin demir dağlarına, uyuyunca toprak özlemi hissedenler.

Sonra o insanlardan biri ki;
Parseli ölümle hemhal Akdeniz'den bir ok başı gibi uzanarak kenti bölmeye yemin etmiş Seyhan nehrine dalarak boğulan!

Kollarını Akdeniz ile Toroslar arasına germiş ve alnını ovaya indirmiş
Göğsünden dualar geçirmiş.

/dikilsen İbrahim'in yıktığı putları tutar elin, petrol yada banker sellerinden yükselen ölümlerin çığlığını tutuyorsun/

Ne saltanatı dünya pahada
Ne kalbi altın mezarı şöhret
Dirilsin diyordun ve yöneliyordu binlerle
Kapkara parlak ışıklı ve ışıtan göz
Ama bir çelik an
Her şey
Ve hepsi başlarını kaldırdılar
Ve hemen ellerinin gölgesi düştü yüzlerine
Magna Mater'in doğurgan öfkesini taşıyan
Ancak bir tabuyu öldürecek bir zamanda
Göğün bütün ön görmelerinden uzak
Fenerler tutulup tekmeler atılan
Önemli bir eski çağ tanrısı
Yakın denizde bir derinlik kokusu
ve kımıldayan bir ölüm duygusu
Ve deniz
Onun sularda olmayan bir sesle
mendireğin iri kayalarına yalvarışı
Işıklarını takınmış zillerini kapamış son ada vapuru
Haydi ay da sulara kaysın denize yaysın gümüş dantelasını
Bir şair olarak geç karşılarına

Haydi toprağa çök de ağla
Ve bre
Başının üstüne uykular çağıran adam

Deniz ve vapurlar ay ve ağaçlar ne de kedi
Ne de elin ayakların duydukların gerçek yerlerinden değil
Bu şehrin gecesinde bulduğun safiyet şeytandan

- burnunu kol içlerine silen çocuk hırkaları
gibi yıpratıldı
kentin
putları
ve
eski hatıları-

Ölüm katılığı gibi
özü tarihin
anlamı yaşamanın -her savaşçının-
bir muştu büyütüyorum yüreğimde
bileklerimizin gücüne doğru işleyen
bir halk direnci

Kavga siyah inci
en çok şimdi anlıyoruz
Yaşamı, hayvanı, çocuğu, yoksulu, özlemeyi bir anneyi, kadınları, memleketi ve aşkı
/keskin nişancı
olarak
ilerliyoruz/

Yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
Pançak pançak şiirler tüküreceğim
Biz yalnızlıktan doğduk o dağdağalı sudan
Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce inanç
Buzlu mehtap alçakca kesmişti yolumuzu
Bütün kapılardan açıkca kovulmuştuk
Silahımız avcumuza yapışmıştı soğuktan
Doğrudur kendi içimizde daraldığımız
Kim neyi savundu bilinmez nereye kadar
Mücevher titreşimleriyle mütereddit bir akşam suya bakarsak
Fazlasıyla ısındı deniz kaynadı kaynayacak

/dès que tu y poses le pied, la ville aussi peut changer
ou bien serait-ce Tripoli ?
peut-être Ayn al-Arab, peut-être Ankara
peut-être Adana, dont j'ai serré la gorge avant mes trente ans, ou les Balkans fatigués de clair de lune/

Bir yemin verildi artık; önce öl sonra öde tahvilinden.
Ne büyük bir dalgınlıkla bakmışım ki hayata; görmeyi geç hatırlamışım ağaçlardan sarkanların turunç değil öldürülmüş genç kadınlar olduğunu.
Ne çok okumuşum ki kitapları; açlıktan derisi kemiğe yapışan çocukları masal sanmışım.
Asfalt yolların üzeri alabildiğine hayvan cesedi ve el açmış insan kareleri
Mızrağımı bir arşın kaldırmak için bileylerken kaçırmışım babaların çatısı akan evlere ekmek götürmek için öldüğünü
Ve şimdiyse mızrak bileyli, yemin yürürlükte;
Ya alnımdan kurşunla infazıma koşuyorum ya zindan ömrüne
Hürriyete kurban gerekmiş

Bünyamin Tumlukolcu
Kayıt Tarihi : 27.10.2026 01:43:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!