Hüseyin Parlakdemir: Hayatı, Biyografisi ...

2507

ŞİİR


13

TAKİPÇİ

HÜSEYİN PARLAKDEMİR HAYATI

.ADIM Hüseyin
Soyadım PARLAKDEMİR
Doğum yılı 05.01.1955 esas doğum 18 Ağustos 1957 askere erken gitmek için yaşı büyük yazdırdım ama olmadı
Doğum yeri AMASYA İLİ /GÖYNÜCEK KAZASI ILISU KÖYÜ
Doğmuş olduğum köy o yörelerin en güzel köylerinden biri ve insanları cana yakın yardım sever kişilerdir
köyün içerisinden sıcak termal su çıkmakta ve yılda iki sefer mahsül alınmakta olan Kervansaray ile
Damlaçimen arasında kalan kendisine bağlı Kuyma diye bir mezrası olan o şirin yerde doğdum.
İşte burada tabiatın ne güzel kokusu ve ne güzel neşesi var ama benim gibilere değil çünkü biz dert
çünkü biz dert meşattak ve hüzün dolmuşuz onun için ben dünyaya gelirken ağlıyordum neden ağlıyordum
niçin ağlıyodum niçin ağlıyordum kimse bilemez.
Ağlamak iyidir içini dökersin ama sonunda katıla katıla gülmek olmazsa, işte doğduğum bu köy çok
şirindi çok güzeldi nefis orman havaları güzel yaylaları şakrak öten kuşları vardı,o güzel yaylalarında renk renk
çiçeklere güzel Keklikleri akşam olunca ya o tavşan sesleri insanı hayran bırakırdı. O dereler ve yeşil
ormanın derinliklerine gömülmüş meşesiyle çamıyla ıhlamuruyla,gülüyle,dikeniyle,yemişiyle dereler şırıldayıp
akar o dere kenerlerında bir görsen tavşanlar dans ederlerdi. İnsan o ormanın derinliklerine daldımı o havadan
o su sesinden o kuşların cıvıltısından ayrılası gelmiyordu.çünkü ormanlardaki o çam kokulu havayı tenefüs
etmek cana can katıyordu birde o araziyi ikiye bölen çekerek ırmağı ve köyümün içinden çıkan o sıcak
su kaplıcası her şeyiyle sanki bir cennet köşkünü andırıyordu. Köyüm unutulmaz ve güzel insanlarıyla
neşesiyle eğlencesiyle şirin ve güzelliğiyle tam bir cennet bahçesini andıran alt yanı bağlar bahçeler
üst yanı dağlar yılda iki kez mahsul veren topraklar ve yazın çıkılan o yaylaları hala bu günkü tazeliğiyle
hala hafızalarımızda kendi canlılığını korumakta o yaz gününün sıcak güneşi ormanın havası çiğdemi
menekşesi,gülü,leylağı,sümbülüyle,güzel kırlarında top top kekikleri çiçeklerinde şarkı söyleyerek
gezen arılarıyla insan o günleri anımsadıkça insanın o kırlar bir bir daha gezmesi hiç ayrılmayı istemeyişi
içten bile gelmiyor.
İşte ben böyle güzel böyle şen şakrak ve tabiatın doğayla haşır neşir olduğu orman köyünde doğdum
o kadar güzeldiki ormanın içine girdinmi göğü göremezdin ançak o çeşitli ağaçlar içinde göğü görmek için
yürüdün dereleri öyleki sanki insan kaşı gibi tepelerin düzlüklerinde biribirine çatılmış sanki biri biriyle
konuşuyorlardı; ya o dağların tepesi serin havası o tepelerden enginleri seyretmesi insan baktıkça bir daha
bakayım derdi bakmaya ve o temiz havaya doyamazdı hiç kimse.
İşte buruda bu güzellikler içinde dünyaya geldim o güzel; yazın serin, kışın sıcak olan kaplıcasında
sanki kuğular gibi yüzdüm,ah ne tatlı ne güzeldi benim doğduğum o köyüm:
Yinede dünyaya gelirken hep ağlıyordum neden niçin kimin için ağlıyordum kimse bilemezdi zaten
doğarken görmüştüm başıma ne geleceğini çünkü o güzellikler içinde kendimi zindanda zifiri karanlıkta
bulmuştum. İşte bu sebepten ağlamakta ve inlemekte idim herkes beni suturmaya çalışıyordu bense
susmak bilmiyordum susmayacaktım çünkü hayat boyu çekeceğim çileler gözümün önüne gelmişti
çekeçeğim çileyi gördüğümden ağlıyordum. Doğunca her çocuk ağlar ama ben daha başka daha hırslı
ağlıyordum kendimi tutamayacak kadar çünkü biliyordum bir sefalet içinde doğmuştum sefalet denizine
düşmüş dümensiz bir vapur gibi yüzüyordum ama ne tarafa gideceğimi bir türlü tayin edemiyordum.
Edemezdim çünkü cahil okur yazarlığı olmayan geleceğini tayin edemeyen bir aile içinde doğmuştum
bir yaşıma gelinceye kadar elin verdiğiyle büyümüştüm çünkü doğduğum ailenin mali durumu iyi değildi
işte benim ağladığım buydu hep bunun için ağlıyordum,o güzel köyümün insanları beni kendi yavrulurı gibi
sevmekteydiler bir yaşıma geldiğimde yine elin vermiş olduğu elbiselerle büyüdüm bazen dal dibinde bazen
toprakta süründüm o pis sinekler gözümü oymakta idi çünkü aile fakir olduğundan ancak onun bunun
işine giderdi bana bakmaya fırsat bulamaz bense kendi kendimi idare etmeye çalışıyordum ancak iki
yaşıma geldiğimde o sineklerden kendimi biraz olsun kurtarabildim. Ama yürümek isterken bazen toza
bazen topraklara beleniyordum, çünkü daha kendimi idare edecek kadar el ve ayaklarım gelişmemişti.
Bu yaşlarda ta karabulutlar üzerime çökmüş ve sanki iliride ne olacağımı bilecek gibi toprak yemeye başlamıştım çünkü
fakirlikten benimle ilgilenen kimse olmadığı için kendi başıma topraklarda sürünüyordum, ve hastalanıyordum çünkü annem
ele çalışmaya gidiyor tabiki el de çocuğa bakmaya razı olmadığından üç yaşıma kadar bu şekilde devam ettim ama yemiş
olduğum topraklar midemde solucan oluşturmuş ve çoğalmış ondan çabuk hastalanıyordum ve birgün o solucanlar o kadar
çok olmuş ki midemde kendiliğinde burnumdan çıkmaya başlamışlar ançak ondan sonra benim hastalığım anlaşılmış ve
kurtarma çarelerine baş vurulmuş. Çare olsa ne çıkar tabiki hayat yine komşuların vermiş olduğu eski elbiseler içinde
geçmekteydi çünkü doğru dürüst bir gelir olmadığından kendimiz yeni elbise almakta çok zorlanıyorduk yürü yordum ama
yürüsem ne olacak çünkü hayatın pençesinde ve zorluklar içinde büyümeye çalışıyor ve hayatın güçlüklerini ta o günden
sezinlemeye başlamıştım. Dört yaşıma basmıştım beni o güne kadar babamın kız kardeşi destek olarak büyütmüştü biz
babamızın kız kardeşine eme deriz beş yaşıma girince o da gelin olup gitti bundan sonrada benimle pek ilgilenen zaten
olmadı bir zaman ememi sordum ve onun peşinden ağladım nereye gitti beni bıraktı da diyerek ama artık o da gitmişti bir
desteğim daha azalmıştı ve benim kafa çalıştığı için beni komşularım çekememeye başlamışlardı hatta bir seferinde
benden bir yaş büyük arkadaşla güreşe tutuştuş ben iyi güreşirdim beni ona yendirmek içi ayaklarıyla itip altına aldırmak
isterken güreş evdeydi yüzüm kızgın sobaya değdi ve yandı küçükten ben bunlara alışmıştım ama kader tabiki çekmek
zorundasın katlanacaksın yanan yüzüme hemen çamur çaldılar bilirsini köy yerlerini her hangi bir izde kalmadı beni o
arkadaşın altına iten onun abileriydi benden büyük olsada onu ben her seferinde yeniyordum.
En büyük hevesim okumaktı o zaman ben altı yaşımda okula başladım okumayı çok seviyordum ama defter kalem
almakta çok zorlanıyordum köyümüzde Ahmet CAN diye bir öğretmen vardı sağ olsun o bana çok destek oldu her konuda
yardımcı oldu ve ilkm okulu hep pekiyi ile geçiyordumtabiki kalem defter hususunda çok zorlanıyırdum o zamanlar bir
yumurta 2,5 kuruştu yumurta beş kuruşa çıkınca ne kadar pahalı oldu dediler silgili kalemler 35 kuruştu silgisiz kalem
25 kuruştu tabiki onuda bol bula bilirsen eski defteri siler yeniden yazardık o zamanlar yavaş yavaş büyümeye başladım
yazın okul haşlığımı köyün zenginlerinin oğlaklarını güderek kazanmaya çaşıltım ve öylede oldu tatilde oğlak gütmeye
başladım o şekilde ilk okulu bitirdim ve kışın ise annem köyün öğretmenine çeşmeden su getirirdi ve beş on kuruş
oradan alırdı o da yine bana kalem defter parası olurdu ve ilk okulu bitirdim ailemin durumu iyi olmadığı için ben okula
orta okula yazılamadım ve benden kopya çekenler gittiler okumaya ve bazıları ise kur'an okumaya gittiler bense okumuş
olduğum okula ertesi sene hizmetli olarak girdim ve o yıllarda Amerikan süt tozu vardı onları yapardık çörek vardı onları
dağıtırdık ve öğrencilerin sobalarını yakardık ben bunları bitirince okul müdürüne söylerdim ve hemen diğer arkadaşlarım gibi
kur'an ı mı alıp hocaya giderdim Allah ondan razı olsun bana Kur'an okumayı öğretti elif cüzünü bitirdim Amme cüzünü bana
aldırmadı sen çok iyiysin dedi o güne dek bilmezdim Kur'an ın arkasında Amme cüzü var oradan başlatayım dedi ve nitekim
öyle oldu ve benden önce giden arkadaşları geçtim tabiki bunlar allahın inayeti ve aylık 150 lira alıyordum tabiki okul bitince
babam beni bağlıca köyüne çonam vermeye götürdü ve götürdüğü adamın lakabına kuru muktat derlerdi bunun oğlu beni
çocuk görüp yiyecekle kandırmak istedi beni bağlarına götürdü şu bağ bizim bu bağ bizim bunlarda meyveleri gösterdi bunlardan
yersin dedi ben de ona sen iyi adam değilsin dedim neden dedi bende sen beni çocuk olarak gördün yiyecekle kandırmaya
çalışıyorsun dedim adam bir daha hiç bir şey söylemedi.
Ben oradan ayrıldım kuzularını gütmedim babam kaldı bekledim bir hafta gelmeyince gittim geri yine ben başladım işe okul açılana kadar
okul açıldıktan sonra baktımki benden kopya çeken arkadaşlar okula yazılmış ve o sayede bende zorla okula kayıt yaptırdı
hatta velim bile hiç tanımadığım birisi oldu takdir teşekkürle okulumu geçince velim olan çok değerli abim bana teşekkür etti ilk
defa böyle bir öğrencim oldu diye işte okul hayatım böyle başladı orta okulun son sınıfına kadar göynücekte okudum son sınıfta
Suluovaya geldim teyzemin yanında okumaya orta okulu Suluova da bitirdim liseye başladım yine velim o zaman lise müdür
yardımcısı Fikret KELES diye bir değerli hocam oldu biz burada klasik okuyorduk baktım bizi modern dersler takip ediyor kayıdımı
aldım AMASYA'ya gittim Amasyada Amasya lisesini bitirdim Askerliğini bondo takımında yaptım ta lisede boru ve trampet
çalıyordum askerde devam etti Askerden gelince işe girdim lisede başladım ve Girmiş olduğum iktisat fakültesi sınavını kazanarak
okulu bitirdim ilk mekintoş bilgisayarlarda sadece disket vardı işe başladım veri hazırlama kadrosunu aldım bilgisayarın maaş
proğramlarını yapmaya başladım ve ondan sonra bilgisayar işletmeni kadrosuna geçtim baktım bu işlerin sonu yok memuriyetim
devam ederken yine ilçenin komple maaşını ve maaş proğramını ben yapıyordum ondan sonra artık ilçenin dışına çıkmaya başladım
ve İlin diğer ilçelerine proğram yapmaya başladım ve 1999 yılında emekli oldum ama yine ilçenin maaşlarını bir büron vardı ilçenin maaşlarının
hepsini ben yapıyordum sonra maliyeye geçince bıraktım ve tuhafiye açtım üçtane oldu dükkan onu oğluma bıraktım kendim
Kendim soyadımla PARLAKDEMİR sürücü kusunu açtım kursun şu anda müdürlüğünü ve trafik öğretmenliğini yapıyorum.
ve yanımda şu anda 19 kişi çalışmakta dır kursun 5 adet taksisi 2 adet otobüsü 1 motosikleti bulunmaktadır.
Hayatım boyunca Hiç küfür etmedim, Yemin etmedim ve yalan söylemedim, hiç birzaman kalp kırmayı istemedim herşeyde
önce kabahati kendimde aradım bana bir küçük çocuk dahi bağırsa önce kendimi muhakeme ettikten sonre eğer suçlu isem
özür diledim suçsuz isem gittim ben bunu yada bu sözleri hak ettimii diye sordum hiç sinirlenmeyi sevmem ve kolay kolay
sinirlenmem örnek aldığım zatlar peygamber efendimizin spyu ve amcazadeleridir.
Örneğin: imamı Caferi sadık bu peygamber efendimizin soyundan hatta İmamı azamın hemi hocası hemi babalığıdır yanı ikinci
evliliğine İmamı azamın annesini almış Bu güzel şahsın şu hareketi daim gözümün önüne geldi sinirleneceğim vakit:
Bir yahudi o zamanlar geliyor İmamı Caferi sadık a Küfürün en büyüğünde en küçüğüne hepsini yapıyor talebeleri hocamö
izin ver biz bunu öldürelim bu bir yahudi müslüman bile değil diyor yani bir göz kırpsa öldürtecek gücü var hayır dokunmayın
diyor dokundurmuyor: ve yahudi eve gidince peşine gidiyor kapıyı çalıyor tabi talebeleride gidiyor hocamıza bir şey yaparsa bunu
öldürelim diye kapya yahudi çıkınca arkadaş diyor sana söz veriyorum bir daha sana o halde görünmeyeceğim ve Allaha
yalvarıyorım beni sana o halde göstermesin diyor ve ilave yapıyor eğer bana yaptığın hakaretten dolayı günah kazandıysan
Allah günahlarını affetsin deyince yahudi müslüman oluyor ben bimimki diyorum bu örnek karşısında neden sinirleneyim diyorum
Ve HZ.Ali kıssası kafirin göksüne oturuyor savaşta öldürecek yüzüne tükürünce kalk kafir git diyor o zaman demin beni öldürüyordon
şimdi neden öldürmüyorsun deyince demin seni din için öldürüyordum şimdi nefsim araya girdi katil olurum diye korktum deyince
kafir kalkıyor müslüman oluyor. Bu güçlü kişilerin yanında ben kimim ki sinirleneyim diye onları örnek alıyorum kalp kırmamaya
özen gösteriyorum.
ALLAH CÜMLEMİZİN YAR VE YARDIMCISI OLSUN SABIR SEBAT EYLESİN MEKANINI CENNET ETSİN