Kayıtlara göre 01 Ocak 1979 yılında Çankırı’ nın Kızılırmak ilçesinin Kemallı Köyünde doğdu.Fakat kendisi doğum tarihini net bir şekilde bilmese de anlatılanları şöyle dile getirir.
- Aslına bakacak olursak babam Nüfus Müdürlüğünden ceza yememek için ve benden bir yaş büyük olan ağabeyimle beraber askerde olmasınlar diye böyle bir teşebbüste bulunmuş.Anam haziran sıcakları altında fasulyelerin ikinci çapasını kazarken rahatsızlanmış. Önce yediği yeşil elmaların dokunduğunu zannetse de bu benim dünyaya gelme isteklerimin ilk belirtileri olmuş.
Yorgun argın bir müddet yürüdükten sonra eve gelmiş.Birde ineklerin samanını vereyim de ondan sonra biraz istirahat edeyim diye samanlığa girmesiyle benim dünyaya merhaba demem aynı tarih ve saatlere denk gelir.Anam doğum günümü hep fasulyelerin ikinci çapasını kazarken babamın dırdırları altında kutlamış.Sıcak hava, ılık su, bulgur pilavı ve birde yayık ayran doğum günü pastam olmuş.Yalnız anam her samanlığa girdiğinde beni hatırladığını söyler. Diye anlatır.
1985 yılı eylülünde ilkokula başlar okulda başarılı bir grafik çizer.Nurettin Paşataç ve Hikmet Şahinbaş öğretmenlerini hiçbir zaman unutmaz.1990 yılında devlet parasız yatılı okumak üzere Çorum’un Mecitözü ilçesine gider.Ortaokul ve liseyi orda bitirir.Mecitözü’nün hayatında çok önemli yeri vardır.Kendisi bu durumu şöyle dile getirir.
-Bütün güzel günlerimi ve dostlarımı orda bıraktım.Ağlayarak gittim,ağlayarak döndüm.
Anlattıkça duygulanır, duygulandıkça gözleri dolar. Arkadaşlarını hatırlar ve güzel günlerini yad eder.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!