Anıları anıtlaştıran bellekte, uçurum kadar yüksek ve bir o kadar derin bir evrenin hengamesinde akıp giderken zaman, çürük alaşımlı et yığınları kaosu peşinden yaratıyor ve beni yaralıyordu. Geçmiş hiç geçmemiş gibi ve gelecek, şarlatan imajlara bürünmüş çiçek bahçesi vaadeden haber bültenlerine benziyordu. Dante’nin ilahi komedyasına benzer bu karanlık bilançoyla evrenin suyu bile artık katranlı geliyordu. Sokakta keman çalan insanlar ekmek çalan insanların artıklarından beslendiğine utanç duyuyordu. Rollerimiz değişmiyor ve Tanrı, senaryoyu baştan almıyordu. Nötr evrende gözlerimi açtım,bilgiye düşman bir coğrafyada sırf yazmayayım diye tüm tüccarlar nesne mahkemesi yapıp mürekkebin maliyetini arttırıyorlardı. Yüreğime hançer sapladım ve yere dökülen tavuskuşu tüyünü kanıma batırıp kasvetli bir manifesto yazdım karanlığa sonra mürekkeple yıldızlarım küstü. Acılarım mutluluğunuza vesile olsun diye bir kaktüse sarıldım yıllarca, dönüp baktım akıp giden zamana usulca ayıkladım ruhumu aylak bedenimden.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...



