Biz birbirimizi birkaç durak kaçırmışız gibi geliyor bana.
Sanki aynı trene binmişiz de, ben senin indiğin istasyona geç gelmişim, sen benim beklediğim perondan çoktan ayrılmışsın gibi...
Belki aynı gökyüzüne farklı zamanlarda bakmışız, aynı şarkılarda birbirimizi aramışız da haberimiz olmamış birbirimizden.
Biliyor musun, insanın canını en çok yakan şeylerden biri de bu galiba; yanlış insanı sevmek değil, doğru insanı yanlış zamanda tanımak.
Çünkü bazı insanlar vardır, onları ilk gördüğünde yabancı gibi gelmezler. Sanki yıllardır tanıyormuşsun gibi olur. Sesleri tanıdık gelir, suskunlukları bile yabancı değildir sana.
İnsan bazen bir şehrin ortasında değil de, kendi göğsünün içinde kaybolur. Ben kaybolmayı sokaklarda öğrenmedim; beni yolunu şaşırtan, adımlarım değil, içimde eksilen bir sestir. O günden beri yürüdüğüm her cadde, aynı kapıya çıkıyor: dönüşü olmayan bir bekleyişe.
Akşam, penceremin önüne her gelişinde siyah bir pelerin bırakıyor. O pelerini omuzlarıma aldığımda dünya küçülüyor; yıldızlar susuyor, ay kendi yüzünü bulutların ardına saklıyor. Gökyüzü bile bazen bakmaya utanıyor insana. Çünkü bazı yalnızlıklar anlatılmaz, yalnızca gecenin en kuytu yerine gömülür.
Ben her gece biraz daha taş kesiliyorum.
Duvar saatinin tik takları, kalbimin yerine çalışan eski bir makine gibi dönüyor. Her saniye, içimde kırılmış bir köprünün tahtalarını biraz daha çürütüyor. Zaman dedikleri şey, meğer insanın içinden geçen görünmez bir nehir değilmiş; zaman, bazen tek bir yokluğun omuzlarına yüklediği koskoca bir dağmış.
O dağı yıllardır sırtımda taşıyorum.
Kimse görmüyor.
Yine aklımı geride bırakıp gidiyorum,
bedenim yollarda,
kalbim çoktan senin olduğun yerde.
Bir yanım “git” diyor,
bir yanım adını sessizce söyleyip
olduğum yere çiviliyor beni.
Gülümsemelerim senin eserin,
lakin senden habersiz bu kalp atışlarım…
Bir tek sen bilmiyorsun belki,
adını anmadan da seni sevdiğimi,
Gülüşünü kaybetme kadın…
Biliyorum,
her zaman kolay değil gülmek.
Bazen insanın içinde
kimsenin göremediği fırtınalar kopuyor.
Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda sanılıyor.
Gitmek için gelme...
Çünkü ben artık gelişlerin içinde saklanan vedalardan yoruldum.
Bir insanın kapıyı çalmasından değil, o kapının ardında ne kadar kalacağını bilememekten korkuyorum.
Öyle bir gel ki, ardından valiz sesleri duymayayım. Öyle bir bak ki gözlerime, bakışlarının içinde bir gün sonra çıkıp gidecek bir yabancının telaşını görmeyeyim.
Çünkü ben seni bir misafir gibi ağırlayamam içimde.
Benim kalbim oturup iki çay içilecek bir kahvehane değil.
Bir bakışını uzun bir mektup gibi okudum.
Öyle acele etmeden,
her kelimesinde biraz durarak,
kimsenin görmediği anlamları
kendi içimde tamamlayarak…
Bir gülüşünü
Bir gün geldin,
ama bende uzun yıllar kaldın.
Öyle bir gelişti seninki;
kapıdan giren bir misafir gibi değil,
ömrümün sessiz bir köşesine
yerleşen bir mevsim gibi…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!