En çok güvendiğin ellerden düşmekmiş,
bir bakışın içinde ihaneti görmek,
kollarında uyuduğun insanın
başkasının yanında gülümsemesine tanık olmakmış acının en koyusu.
Sevgiye inandık,
bir ömür dediğimiz yeminlere sarıldık,
ama bazıları için ömür,
bir gecenin sabahına kadar sürebiliyormuş meğer.
Bazen öyle seviyorsun ki,
dünyaya meydan okuyorsun onunla,
ama gün geliyor,
o en çok inandığın insan,
sana dünyayı zindan ediyor.
Ve işte o zaman anlıyorsun,
ihanetin sadece bir kelime değil,
ruhu lime lime eden bir yangın olduğunu.
Kimi zaman ayrılıklar ansızın gelir,
bir telefon susar,
bir kapı kapanır,
bir kalp sessizce yarıya bölünür.
Ama kimse görmez,
çünkü kalbin parçalandığında çıkan sesi
sadece sen duyarsın.
Ama bak, insan yine de yaşamayı öğreniyor.
Gözyaşlarını içine akıtarak,
yara izlerini saklayarak,
gündüzleri güçlü görünerek,
geceleri kendi karanlığında boğularak
yaşamayı öğreniyor.
Ve sonra bir gün,
hiç ummadığın bir anda
bambaşka bir ses çalıyor kapını.
Gözlerine baktığında,
daha önce hiç görmediğin kadar saf bir sevgi buluyorsun.
O sana geçmişin acısını unutturmuyor belki,
ama yaralarınla sevilmenin ne demek olduğunu öğretiyor.
İşte o an,
anlıyorsun ki her ihanet,
her terk ediliş,
her yarım kalmış söz
seni yeniden sevebileceğin o güne hazırlamış.
Ve biz insanlar,
aslında birbirimizin hikâyesiyiz.
Kimimiz ihaneti yazıyoruz satırlara,
kimimiz yarım kalan aşkı,
kimimiz ise küllerinden doğan sevgiyi.
Ama ne yaşarsak yaşayalım,
aynı şarkının içinde buluşuyoruz:
Acının ortasında bile
yeniden sevebilme cesareti.
Kayıt Tarihi : 23.8.2025 22:35:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!