Her Sevda Bir Veda Şiiri - Yorumlar

Filiz Kalkışım Çolak
102

ŞİİR


138

TAKİPÇİ

Yalınayak bahtımdan yağmalanmış alkol şişeleri göçüyor, örümcek iniyor miladına düşlerin. İçimde kahrolası o his! Ruhum bulanıyor, çalkalanan aklım şimdi nerede ey çocukluğum! “Bir sıçan, iki sıçan, üç sıçan dolaba kaçan!” Bu oyun da nesi, neredeyim ben böyle, nereden çıktı başımın üstünde dönen kanatlı çocuklar? Neden dikilip kalıyor saç uçları bukleli bu küçüğe gözlerim? Gitseler ya bıraksalar ya beni yalnızlığımla! Yoksa yalnızlık yok mudur? Neden bomboş kalamıyor aklı insanın? Bilinçaltı denen şey neye susuyor böyle Allah’ım!

Islanıyor eteklerim ağırlığınca. Bembeyaz bir papatya uzanıyor, yaprakları gecenin simsiyah çekirdeğinden şafağa ve sevdalı bir siluet çiziyor. Martı seslerinde inciniyor telaş, ruhum göç hazırlığında! Ürküyor sokak lambaları, kararlı karasız bir ışıyışla kaldırımlara gölgeleniyor. Al nehirler geçiyor göz pınarlarımdan, lavanta başağı hapşırmış nevbaharlarıma. Damlıyor gittikçe koyulaşan nabzı korkularımın! Yağmur bastırıyor inadına eteklerine çıplaklığımın, Duvağımı kapkara hışmı içiyor yağmurun! Boğuk sesler hırıldıyor göğsümde! Oysa tazecikti o vakitler göğsüm, el değmemiş kar suyuyla yıkanmış saflığındaydı deniz dibi sessizliğinin!

Lotuslar korkarmış karayelden. Öyle söylerlerdi bizim buralarda! Karayel dulmuş, kocası düğün gecesi öldürüldüğünden beri kapkara gelinliğiyle dolaşıp dururmuş denizin üzerinde. Gemilerin önüne geçer, haykırırmış: “Durun! Sevdiğimi verin bana!” diye. Hatta batan gemilerde kaybolan erkek cesetlerini onun sakladığı söylenirdi ki yağmura karışan acı dolu bir ses yayılırdı geceleri koya! Yıldırım atınca kına kokusu sarardı tüm kıyıyı. “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar, aşrı aşrı memlekete kız vermesinler.” diye. Kendi kınasını yakar türkü çığırırmış yeşil tepelere doğru! Öfkesi hiç dinmezmiş Karadeniz’e. Her gece deniz üstünden ölüme dağılır çığlık çığlığa, kavuşurmuş kocasına! İki ruh kuzeyin altında birleşir sabah çökünceye değin, terk ettikleri bedende martıları tutsak ederlermiş. Lakin onca söylenen şey yalan olsa gerekti. Ana kucağı gibi kimsesizliğime doluşan duvağımdan; yetmedi bir parça daha isteyen karayel, şefkatli bir meltem gibiydi ki sıklaşan kalbimi niçin okşasın, yırtılan duvağımı denize saçılan köpükleriyle niçin yamasın? Oydu biliyorum, simsiyah gelinliğini giyinmiş ellerinde lavanta kınası; göğüsleri iyot kokan, saçlarından yemyeşil yosun kanatlar akan karayeldi! Gözleri ölecekmiş gibi bakmayan bir çocuğa annelik ediyordu! Yoksa gebe miydi kocası vurulduğunda! Denizden gelen bebek sesi onun ceninciğinin sesi miydi? Hıçkırık kusuyordu dalgalar, kafamda ağır bir basınç. Oysa ne güçlüydüm. Şuncacık bedenle kimlere, neye karşı gelmedim ki… Kaç kez kavgada erkekler kaçarken tek başıma kalakalmıştım. Şimdi bu halim neydi böylesi! İstanbul bir yanda, ben diğer yanda! Sanki ruhum bedenimi terk etmiş. Az ileride o da kendi canıyla debelleşiyordu. Kaça parçalanmıştım, nasıl toparlanacaktım Allah’ım! İçimde çırpınan o korku… Yine kedi yavruları tırmıklıyordu etlerimi, gelinciklerim soluyor, güllerim kar altında kalmış ve kan kaybediyordu gençliğim!..

Kaderin üçüncü katından sokağa henüz toy bir keman çalınmıştı. Dağılıyordu tavernaların kucağına arabesk.“Yalnız seni sevdim, bir tek seni sevdim, bir tek sana bağlandım!”

Tamamını Oku
  • Mustafa Bay
    Mustafa Bay 11.09.2021 - 10:12

    Sabah sabah...
    Nerelere gidip döndüm.. Geceden kalan bendim sanki...
    O çığlıkları duyan, "erkek egemen" dünyanın maçolarına benmişim gibi kafa tutan...
    ...
    Yazmak yakışır bazen...
    İşte onlardandır Filiz Kalkışım...

    Okunmalı bu deneme..Tebrikler Filiz Hanım..

    Cevap Yaz

Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta