Çok uzakta ufukta,
Gök rengince bir nokta.
Özlemin biteceği gün,
Takvimde olmayan yaprakta..
Yine yağmur,
Nisan sonrası,
Aylar sonrası…
Bilinmez ne için,
Döker bunca yaşı,
Gökyüzü ?
Ak güvercin gecelerde,
Parıldayan kömür karası açlığım,
Seni çaldım ben..
Alıp ak güvercin gecelerin koynundan,
Pamuk ovası ıssızlığının en mahrem köşelerinde,
Sen;
yine çaresiz,kırık ve üzgün,
gayesizliğin en derin gizini çözerken,
sürünürken yaşamak diye her gün,
bitiverir her şey…
Artık gün ölmek günüdür;
Ben böyleyim işte tanıdın beni artık,
Bittiyse gidebilirsin,haydi git artık..
Git artık bakmadan ardına,
Tereddüt etmeden bir an,
Ve hiç duraksamadan,
Bir gecedir bu yaşadıklarımız,
Şafağa tutsak.
Yer yarılacak demiştik ya hani,
Hayra doğacak tohumlara,
Yol vermeye hani..
İşte öylesine bir gece,
Önce gülüşlerindi,
Alıp ruhumu,diyar diyar sürükleyen.
Gözlerindi sonra,
Her an neş’e dolu gülen,şen,sevecen.
Alıp aklımı başımdan,peşince sürükleyen…
O halde “öp beni” dedi çirkin kurbağa.
Prensesin yüzünü bir hüzün bulutu kapladı..
“ Ya Prens olmazsan…”
Sorun değil ki, diye cevapladı Çirkin Kurbağa..Ne olmadığım ortaya çıkar böylece..Bu da güzel değil mi sence?
Gülümseyişin,
İçimde açan milyonlarca çiçek.
Ve ben,
Her açan çiçekte gülümseyişinle,
Koşan günde binlerce kez sana.
Var olan seninle,
Ne çok birikmiş yüreğimde
İlkbahardan kalma yeşil erik tadında
Tuza banılıp yaşanası duygular
Bir göz tutulmasıdır gecenin bu yarısı
Dışarıda yalnızlığın senfonisini besteler




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!