İçimi acıtıp yakan neydi bilemedin
Gözlerimi dağlayan ağlatanı da
Sanki yaşayan değil ölüydüm
Severken kahroluyordum göremedin
Korkulanı yaşadım düşlediklerim de
Yaşadıklarımın yansımasındaki aynaydı
Kıpırdanışlar can çekişlerimdi söyleyemedim
Uzanıp yıldızlara elimi değdiremedim
Şimdi kavruluşumun tozlarını savuruyorum
Rüzgârım içli, içli damlalar arasında
Seslenişini duymayı denemek yerine
Kulak tıkamayı tercih edenlerden oldun
Bedenimi yakan çoğaldıkça çoğalan haykırışlar
Öyle yakarışlar var ki gökten yıldızları yağdırır
Ufuktan doğan güneşi geri döndürüp soğutan
Bedenim toprak değil toprak bedenimdir serilemedin
Denizlerden fırtınaları çalıp sakladım
İçim yakan harlı sevdalara buladım
Güneşin doğuşunu sana bıraktım batışı benim
Durgunluğunu sana bıraktım nehirlerin fırtınası benim
Kuytular sapaklar köşeler bıraktın ömrüme
Kimsesiz aşılmayası dönülemeyenler yaşattın
Ne savaşa kılıç oldun ne barışa ışık
Ambargo uyguladın harlı sevdama yandı veda oldu savurdun
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta