Hareket Memuru Şiiri - Yavuz Ağra

Yavuz Ağra
8

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Hareket Memuru

09: 30
çaresiz,
yorgun,
her günün farklı bir hikayesiyiz,
n yazan belli,
n okuyan,
birden, geriye saymaya kalkıyoruz,
film bitse de,
biz yine hep aynı mutsuz
ve uzak sonu yaşıyoruz...
10: 45
dertleri dava eden kalbime,
ömür boyu hükümsüzlük veren sarı sayfalar,
hangi gün oluca dönen devranı,
satılığa çıkaracaklar acaba...
11: 20
beni kağıttan gemilerimle peçetelere çizdiğim ufka yollayan,
masalların çoğunun mutlu sonunda,
geri getirmeye ant içilen ama unuttuğun,
mektupları yağmurlarından koruduğum sevgili,
dipsiz denizlerde varmış meğer,
hala boğulmakta birileri,
hala yazılmakta masallar,
sevilmekte unutulmuşum,
bir sonraki treni yine kaçırdım,
sen ben de hareket saatini beklemeye devam et
garların sevdalısı,
durdukça yağmurlara,
ıslandıkça güneşe, paslan...
12: 45
her istasyonda bir başka aşk hayalleri,
her istasyonda bir başka gönül kırıklıklarına dönüşürken,
nasıl sızlardı vagonların yürekleri bir bilseniz...
bir demet papatya geldi o gün gara, daha önceki yüzlercesi gibi,
başına ne geleceğini hissetmişti sanki,
büküktü boynu,
parlak jelatininde ışıldayan,
sanırım göz yaşlarıydı,
vagonlara gülümsercesine silkindi,
başı artık dikti,
kendine gelmişti,
koltuklarından camlarına kadar irkildi vagonlar,
kadere isyan etmenin korkusu yayılmıştı sanki...
yarım saat kadar bekledi...
sonra havalara uçtu,
yükseldi, ...yükseldi, ...
her bir parçası başka anıları temsilen,
farklı yüzlerce kalpsiz ayak altında ezildi,
aşkların yükünü jelatinin ardına gizlemişti...
vagonlar bir başkasının hüzünlü şarkısına yöneldiklerinde,
dikenine katlanılanı taşıyan bir çift ayak geçip gitti üstünden,
işte şimdi bitmişti hikayesi 12: 45 hüzünlerinin................................................................
13: 30
cennetinde yer aç bana,
kovduğun dünyalar yetmedi mi,
ilk ve son kez gömdüğün yerdeyim yine,
her gece unuttuğun anıyı yaşıyorum anlamsız çehreler aleminde,
omzumda kırık bir lokomotif busesi,
susuyor yalnızlığında,
her tarafım yorgun,
her deniz dalgalı bu aralar,
her sevdam kırgın,
ve her delikanlılığım bir yosun,
her hangi bir köşesinde garların...
...bir umut yolla bana,
belki bir gün bulacağım cennnetinden...
‘paramparça gidiyor yine bir mektup kahrolanlar şehrine’.......
13: 45
bulutların nemli öpücüğünü kondurup ensene,
hangi rüzgara binip gidersin şehrimden,
hangi aşktı bizimkisi,
kaç numaralı peronda bekliyordu,
ve nerde unuttun,
ve neden kaldı umutlarım, ALLAH VERGİSİ iademden geriye,
dünü bitince katledilen şarkıların dirilişi,
düşlerinde bile göremediğin sevdandan mı yardım isteyeceksin,
nerede kaçıp giden zamanın,
örtüsü kalkmış ıssızlığının rüyası yalnızlığı ya da,
ben bi vagon düşlüyodum,
makinist aldı götürdü............

14: 20
benden bana ne!
komşularımın biten aşklarını biriktiriyorum arka bahçemde,
çöpçülerle dost...
yıldızlarımın gün kokan yaşlarını saklıyorum,
avucumdaki nice aşk yüzüklerinde...
ey umutsuzluğumun tanrısı,
adayacak ruhlar ellerimde,
sana geliyorum,
dualarda unuttuğum
gece gibisin sevgilim,
sevgilin, gün gibiydi,
sevgili, öğlen vakti arayışları,
beklemekle yalnızım şimdi,
bir sonraki trenin sana adanmış gün batımında,
uykusuz ve uygunsuz hala...
15: 30
bana bakmanın da ötesinde göremediğin daha neler vardı,
konservelerde doyan karnım,
beni bırakmanın kıyısında kim bilir daha ne heceler ardı gizli,
berrak kokan dağ rüzgarları vardı,
telli duvaklı turna masalları anlatırdın ya bana,
gelin tellerinde intiharlara sebep yazdılar onu,
hareket defterlerine....
başım camlara yaslı, yollardaki direkler yastığım,
bir sonraki trende havalandı bak raylardan,
boynumdaki yüzlerce nesillik bir yazgı, astığım,
bir garip şarkı ufukta birleşen raylar,
hep ayrılar aslında kitaplara konu olacak kadar...
kaderin hüznünü dinlemek elde olsaydı,
onu dinlemekten yazgımıza isyan etmeye fırsat bile bulamazdık
gerçi hiç aramazdık da...
eh yağmur bunca insan varken beni ıslatmaman nedendir.........
16: 30
ellerim mürekkebinden ıslandı,
akan her damla kim bilir kaç ölümün kederli şiiriydi,
ben her gecenin geçmeyen bir vaktiyim,
akreple yelkovanın uzak bir rüyası belki de...
bebeğimi benden çalan insafsız zaman,
hiç olmadığı kadar dik dursa da,
evet yaşlanan gözlerim,
kırışan sevgilerim,
perişan aşklarım,
16: 30 kahroluşlarım çocuğuma gebe hayatın
silinmiş kayıtları belki de...
17: 15
son yıldıza kadar kapsama alanı dışındasın,
yazık ki ben, ulaşılamıyorum...
17: 30
köşelerinde sürüp giden hayatın,
bitişlerinde başlanmış mektuplar,
hayallerinde kurutulmuş,
ağıtlar, aşklar, masallar, şarkılar,
hep aynı örgü,
bi yerlerde,
son buluşlar...,
17: 45
mordan pahalı pembeler,
tan kızıllığı edasıyla vagonları yıkıyor taklidi yaparlarken,
lokomotifin solgun bakışlarında bin bir farklı yüreği eritmeye uğraşan kırlangıcın lal tazeliğinde notaları
bir başka sevdalı ve bir başka yaralı kulun
acılarını dağlıyordu...
ellerinde sayfalar dolusu boşlukları,
güneyini tutmuş dağlar,
kuzeyinde denizleri,
pusulasında kar taneleriyle,
bir sevgilinin ardından bakmama cesaretsizliğini aşılarken,
mimli bakışlar,
lal tazeliğini kabuslarıyla tanıştırıyorlardı,
paramparça kanlar ve acılar,
bir tek sağır lokomotif duydu sesini,
o da ağır aksak jilet fabrikasına ilerliyordu....
18: 30
gara...
kara geceler...
gelme büyüklüğündeler...
sadece dönüş bileti almıştı,
arka cebinde yankesici çocuklara gülümsüyordu,
meçhulden anlık havlamalar yükselse de
inceden bi sevgili yanı sıcaklığı, arıyordu gözleri,
dizlerinde tattığı aşktı,
mayhoştu,
ekşiydi,
metalimsi, gri bir tadı vardı belki de,
şarkılar hep aynı kaseti söylerken,
birileri ‘play’ e basmamış olsa gerek diye düşündü,
bilet ne kadar ağırdı,
indirimli olması için yalvarmıştı oysa...
elleri, ellerinde tutuğu sevgilisinden dakikalar önce ayrılmıştı...
taşıyamadı gecenin yükünü,
biletini kesicilere bıraktı,
lokomotife bedenini...
polislere ise dünün gazetelerini aramak kaldı...
ardındaki vagonlar-soru sorulmasa da--
onu hep iyi bildiler...
19: 20
yırtık montundan içeri süzülen yağmur n kadar mutluydu,
sıcak bir yer ararda bulamazsan,
ellerindeki kemana,
dudaklarındaki notaya,
cebindeki üç beş bozukluğa,
önünden geçip gidenlerin sessiz çırpınışlarına,
ve yağmura,
hayatında yapmadığını yap...
boyun ey...
yeter ki
git ona,
senede
bir
gün.........
20: 15
çöp tenekeleri,
içlerinde ölü ağaç artıkları,
baş sayfaya çıkmış irili ufaklı doluşmuş bir kaç resim,
neyin üzerinde olduklarını bilmeden 20: 15 kaderlerini bekliyorlar,
paramparça ipler içinde buruşmuş eller,
kapıp götürüyor onları,
çürüttüğümüz yürekleri ısıtmaya,
ağaç memnun,
biz mağlup,
ama asıl
uzatmalarda yeniliyoruz,
kaybetmenin çooook uzağında...
20: 50
öyle iki yüzlü insanlar gördüm ki,
ne kadar da çoktular,
valesi, kızı, papazı,
king yaparlarken hayata
hepsi teker teker uyandılar rüyalarından,
ilk elden batanlar,
bitmeyen eller,
bir düşeş uğruna, kararan aşklar
ve tekel’e emanet umutlar,
kağıtlar hileli,
zarlar kırıktı oysa...
21: 15
mermer kaplı yerlerinde yüzlerce sevgilinin ayaklarını sürüyerek yazdıkları,
ayrılık hikayeleri,
bağırlarında, uğurlanan ölüler,
baharlarında, karşılanan hayatlar...
22: 05
o, gözlerinin ayrılığında,
kırdığı camın hesabını verirken tanıdı seni,
babasına,
gözleri sürmeli acıydı yatağında seviştiği,
9 yaş hayali yok muydu,
bundan sonra kırılan her camın hesabını o verecekti,
hayatı hiç tek yakalayamadı,
ta ki sen kurtalan’da yitinceye kadar,
13 yaş hayali var mıydı,
böylece bütün ayrılıkların sorumlusu da bulunuyordu,
döndüğünde çoktan seçmeli bir yanıttı,
20.yaş gününde 20 koca yılı dolduracak kadar ağladı,
çünkü yaş günüydü,
sana beş kala yetişti gara,
aradı,
şahitliğini ben yaptım,
sorduğu sorulara yaşlı kurtalan bile ağladı,
cevabını raylara kazımaya gittiğinde,
üzerinden,
önce kurtalan.......
sonra sen,
onu beş geçmiştin bile.......
22: 30
kağıtlara çizilen miller,
gözlere çekilenden acı olunca,
yazdığım sigaranın,
kanser’e tutulmasına,
ağlamak kalıyor
bize de...
23: 00
ellere teslim
rüyalarımda;
bir başkaydı senin çekip gitmen,
ne yardan geçebildiğim,
ne aşağı düşebildiğim, ...
çise tadında bir tokattı attığın,
benim olmasına o kadar da sevindiğim...
23: 15
senden bir saat önceyim,
gidişinden o kadar sonra...
23: 30
koynumdaki yılana aşıktım ben,
bunca yıl ekmeğini yediğim...
23: 45
ne yani şimdi sen,
sevgili miydin,
pardon, ben o tartışmanın yabancısıyım,
tanrı misafiri diye andığın,
inancının en yitik köşesi,
yol arkadaşlığında unutma mevsimindeyken,
üzerini örtmüştüm,
dudaklarıma komşu olmuştu yanağın,
uzun bi süre ellerindeydim,
arkamdan aşklarımı destan
tenimde kalan tuzunu kara sevda lekesi bellediler,
ayrılığında boynun kollarıma dolanırken,
içimde mahkum edilmiş göz yaşlarımın cezası da
müebbede çevriliyordu...
senin gibi ana yoktu,
bağdat’ıda bulan olmadı zaten...
00: 10
çevirmenin notu ardı ilerledim sayfalar boyu,
gün sana çoktan tesellilerini iletmişti,
ben sona geldiğimde,
bulutlar yağmur olmakta direnirken,
sayfaları seller,
ankara istanbul seferindeki kaza haberini,
hava tahminleri almıştı,
harflerden boğulan,
üç ölüden kurtulan olmamıştı...
00: 30
taş bebeklerim ağardı ellerimde,
kimliksizcesine sevdanda dolanırken,
bir bencillik türküsü ağlar izlediğim şarkılar,
gözlerim bir daha dolmamaya yemin ettiklerinde,
bi demli çay üstü kuru simit olsalar da nemli mendiller,
14 yazdır neler çektiğimi iyi bilirler,
arkamdan orospu diye seslenen,
yüzüme nice dağlar deviren,
siz ölüler,
aşklarım vagonlara hayran gece körlerinde,
umut;
hakkım belki helal olur size...

01: 15
rüyalarına şarkılar söyledim sen bi yerlerde unut diye,
olmayan çocuklarım gözlerinde sükut diye,
bitmeyen cümleler kapı kollarına takıldı,
gözü yaşlı bu mevsim sana nereden satıldı,
bak yine aynı yağmur yağıyor,
tenimde hüzün eriyor...
işte gidiyor o nazlı kara tren,
arkasında ölenleri bilmeden bilemeden............
02: 00
aşık olmadan şiir yazılmazdı,
ölmeden yaşamakta kimden mirastır,
bilinmez,
senin için bitmem gerekliydi,
ona da hiç başlayamadım...
02: 45
uzunca ayrılıklar yazıyorum şimdilerde,
sevince pişmanlıklar,
sen ayrılmadın,
ben ayırmadım,
hala karşılıklı bakışmalardayız,
sen beni güldürüyorsun,
tanrıda seni,
hangimizin işi daha zor,
kısaca zamansızlıklarda kalma,
bitince mezarlıklarda...dün, boyumu aşıyorsun...
03: 15
bitez’deki yalısını göremeyenlerin,
komşusunun adaklarında kaybolan adını unutanların,
sevgilisi dağlara yaslananların,
adı koyulmamış yıldızların,
gelen kolcuların,
sağlığına,
sarhoşluğumun en acı türküsünde,
nakarat olmam,
bilmem kaçıncı bedduamın aşklara şayan yazgısı...

Yavuz Ağra
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!