Bana ismimi sormayın,
çünkü harflerim artık birbirine yabancı,
Yüzümdeki bu çizgileri ben de tanımıyorum,
aynalarla aramda bir sis.
İçimde anlayamadığım,
ucu bucağı olmayan devasa bir coğrafya var;
Hangi dilde susulur,
hangi kıyıda bekler insan,
bilmiyorum artık.
Sadece bir sızı gibi taşıyorum
bu bilmeme halini, bir emanet gibi,
Kendi içimde kaybolurken
bulduğum o tek ışığa tutunup kalıyorum.
Kalbim diyorum,
garip bir fırın gibi,
içinde odun yok, alev yok,
Ama aniden bir yangın başlıyor
göğüs kafesimin tam ortasında.
Ateşsiz yanmanın ne olduğunu bilmezsiniz siz,
dumansız bir külleniştir bu,
Öyle bir hararet ki,
düşlerimin kapısı aralandığında başlar ancak.
Uykunun tünellerinde ona doğru koşarken bulurum kendimi,
Ellerim ellerine değdiğinde,
dünya denen bu ağır yük hafifler birden,
Ona sarıldığımda, zamanın saati durur,
yelkovan akrebin kalbine saplanır.
Onda ne buluyorsun?"
diye soran bakışlarınıza verecek bir lügatim yok,
Cevaplar, sığ kalıyor bu derinliğin yanında,
kelimeler dilsiz ve topal.
Bir okyanusu bir bardağa sığdırabilir misiniz ?
Ya da rüzgârı hapsedebilir mi insan ?
Benim suskunluğum çaresizlikten değil,
anlatacak kelimenin henüz icat edilmemesinden.
Sizin renkli dünyalarınız,
büyük hırslarınız ve kalabalık sesleriniz arasından sıyrılıp,
Bana sadece iki kanat uzattı ;
ucu yanmış
ama uçmaya hevesli,
yaralı ama mağrur....
Kayıt Tarihi : 23.2.2026 01:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!