Hançer
Bir göğüs kafesinin daralan duvarlarında asılı kaldı zaman,
Nefes almak, boğazda düğümlenen bir infazın silik sureti artık.
Sol yanım, bütün kışların aynı anda üşüştüğü kimsesiz bir mezarlık;
Ve ben, gidişinin yarattığı o büyük sarsıntının enkazı altındayım.
Sen adımlarını atarken bu şehrin gaddar kaldırımlarına,
Üzerine bastığın, ezip geçtiğin her taşın altında benim paramparça ruhum vardı.
Bir ömrün tarlasını ellerimle sürüp önüne sermiştim;
Sen, başak vermeye hazırlanan ne varsa kökünden kurutup çekip gittin.
Şimdi bu ıssız odanın pencere önünde,
İç çekişlerimle örülen görünmez bir duvarın ardında,
Sessizliğin ta kendisiyle boğuluyorum.
Gökyüzü yerime ağlıyor, bulutlar çığlıklarıma omuz veriyor,
Fakat bu kainatın gürültüsü içinde bir tek senin kulakların sağır.
Dönüp de bir kere, buharlaşan gözyaşlarımın izini sürmedin;
Çünkü sen gitmeyi değil, kalanı mahvetmeyi seçtin.
Ruhumda yankılanan o hınzır melodi,
Zihnimin en ücra köşesinde bir çekiç gibi iniyor:
“Şimdi bu enkazı, bu kopan kıyameti nasıl seveceksin yeniden?”
Sesin, kulak zarlarımı yırtan bir çığlık gibi içimde büyüyor;
Ve ben, ne kadar kaçmak istesem o kadar batıyorum bu dipsiz kuyuya.
Artık ne aşkın o yalan baharları kaldı geriye,
Ne de adını anmaya cesaret eden dudaklarım.
Eski bir plağın cızırtısında unutuldu o büyük yalanlar,
Ve geriye ne bir teselli, ne de onarılacak bir yarın kaldı.
Şimdi şu göğüs kafesimde sabaha kadar can çekişen,
Senden geriye kalan tek hakikatim;
Adını her andığımda yeniden tutuşan,
Benden içeri sızan ve asla söndüremeyeceğin bu sonsuz cehennemdir.
Mehmet Bildir
Kayıt Tarihi : 3.10.2026 22:29:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!