Halname Destanı Şiiri - Kamil Çağlar Aksu

Kamil Çağlar Aksu
37

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

Halname Destanı

Ya Hep Ey!


:

gösteri başlıyor idi

var idi özü var idi tözlerden tinlerden nefslerden önce sözü var idi

“ol” dedi Ya Hep!


göstergenin arkasını bilerek en son rakamı
ilk tık! …… ve cana geldi sayaç sıfırdan artık

sayıldı nizamlar açıldı tek tek semavat
………………………………………..varlık: zuhurat

hem “hep” durmadı


“Ya Latif biliyordu olacak latifeyi… yine de
espirisine gülümsedi yaratırken zamanı
oldu zaman
ve an geldi husüle ilk tık…espiri tamam varlık

….çok yerinde ve kıvrak
anın sonrasında öncesi doğdu…
anın öncesinden sonrası doğdu…
doğarken bir espiri yaptı zaman eşyada:
bebekler ters çıktı, hem hep
iki kızı bir oğlu oldu zamanın
(…)
bu çocuklar indirildi halifenin in yerine;
kendisi kalu bela’da kaldı, sebep başladı

ancak bu üç fotoğrafçı çocuğun albümünde her resimdir canlı
saklanan

insanın resimli yarasıdır

şimdi dünya burasıdır.”

Bu ne mümkün;

meşk ediyor gemim ağır dalgalarını yükün
ne bu nokta nokta neden, yanarlar?
titreşip muammada zaman mekan bilmeden bitmeden
bu intizam bir devinim bu sitem,
gerçeği görmek için nokta nokta BİR
neden: serpilmiş bir tutam bahar.?
Tanrı’nın çorbasında yıldızlar…

kaynıyor bu bin ölçek paradoks ve lezzet
ezel ocağında pişti bu izzet,varsın!


Ya Hiç Ey!

Adem’in tecellisi derken
İblis’in parodisi başlar
barışmaz durmadan kendisiyle
durmadan
insanın yaralı müzmin rüyasıdır barış

rüyalı yarasıdır ve aşk insanın

ey gizem!
bana -buralı- olduğunu söyleme!
sorma! yorma! Ne komik
ceviz tohumu beynim benim
içindeki ağaçtan korkuyor ve kinik
klinik vakıasın ve doktorların çekinik


neyi beklemiş bunlar, neyi bekliyor?
bu neyin kalesinde her biri dizdar?
yıldızlar mı dağlar derin yara

köpük köpük sonrasının öncesine bak hep tuz
meşk ediyor gemim ağır dalgalarına yokuz,
pesis…

çok bilmiş yakın bir kahkahasın
her -kahında- bir kahırsın gizem;



Lex talionis!

“O “ na teslim oldurandı, dokunur oldu kalbime
ne izeldi oysa o… ne güzel;
bir şeydi bir şey oldu aşk olmadı
keçisini geri saldı bana Azazel?
ben de gittim aldım da çölden silah verdi kes dedi
Meryem’in nebulasından
teslim olan yıldızın dilini kestim ah!

-ne curet nefsim-
sonra kanlı paganlı kaldım
ellerim tuttu kibir krizleriyle
ve elin durdu ah İzel… nerde(?)
ellerini, yaktım ocağını burcunun(?) ve
ne Ahsen-i cevahir haç mı(?)
ve ne müthiş hilal var utanıyorum


şimdi Lex talionis!

ah Feride!
kur mahkemeni günahına girdim
ölümün
fazlası yokken eksildi toprak
alevin, yakın ışığın ve dönüşündü ak
alevim, yakın ışığım ve dönüşüm
düşürüldü
al gizem pişkin gülüşünün bağrına yak!
uzatıyorum sözümün damarsız elini…

KES!

Einstein gibi, Fran-keş-tayn gibi…
-tirildim tin tin
fırınında hem electrogitarın Rammstein gibi
yandım tın tın, anın
hem tülden gırtlağını ruhumun yontup
perdesini ağlatarak an
Anka’ya çık son zerre külden
belki yolun açık “ben”
çık düşün yatağında şöyle bir uzan da ey akıl!
dışarda ne vardı gerçekten, ?
uzamda? … hatırla
bir nefesi nefesinde duyanda yanardı
zillerin zîllerin olurdu
tözde közlenip duran da huuuuu(?)
varlık alevine yan!

düşüncenin proteini yoktuuuuu
ne iç ne işe ne yan ne yön? Hayır mı?
Kunta Kinte misin nefse? Kant’a kinde misin?
ahlaksızsın “ben” evrensel

ne taraftasın? sen ikisin evet ben

ne şarap ne redbull
sana izel gönderdi kaç davet sana özel
bir rette bul nuru biter fetret
hakikat bir var içinde kabul et al
bul o sahte biri et red

hücre devletinin bilgisayar mı var içinde?
karıştın…kaos.. aldın sattın
hücrende niçinde
ölmeyi unuttun içinde
MOTOR!

kalpte

susmadın yerin dibinden kusturdun ve yukardan
karanlığı bile süpürdün -yokun anlamı- yok(tu)
erdem
süpür dünden, al götür dinden
bugün ve yarın
çal tarihini çal ve dört kulak dinlen
ne güzel gürültü

nicedir bak sarardı toprağın yüzüne bak
ezanlar esiyorken ne ayıp savurmamak
şuracıkta putların kemikleri kalmış
düşürüldü
nerde?
gözlerin yapış yapış tapın-ak!

çıplak mı? kendi mi? akı beyaz mı?
için rahat mı?
kim soysa beni bu kıştan erimek istiyorum sana…
çiçekler ah oysa, açık… belki ölüm orucundalar…
çiçekler ah… tükürmediler hiç!
mikrop öldüren karına ışığın
parıldanma ey gölge!
-gölge tepinme-

güzellik şamatasıdır bu ancak gördüğüm
gözlerim
akından bebeğini ağlayarak düşürdü
damıttı güneşten nifak nifak
kapış kapış kör izleğin… izleyin

“…. sayıldım ve açıldım tek tek nizamlara(!)
aman aman
ne………………………………..varlıktım(!)
flaş! flaş!
tapınak”

sakladım… saklambaç oynadım varlıkla
kırmızı boyası alyuvar
yaralı resimler resmi geçidini başladım,
dedim ya şimdi dünya burasıdır
Feride sana muhalif…Yuvarladım…
geldim ya benim de budur sünnetim
ölmeyi unuttum

tapınak oysa
ve ay karanlık değil
Ahmet Abi;
kan karanlık di mi?

ve kan ne ayıp!

özenli ufuklar içinde hâlâ
değirmen taşı sabrında
yükselen güneş
şirin ateşler kovasına
düştü burcu
neşesi kanları
kaleyi öldürdü askerler
burcu ve sancakları

tebessüm ediyor damalı zeminlerde
sancısı soluksuz yanık pöstekiler
koyunlar keçiler kurtlar
ve yanık gül’ün acısı
ışık değil ukdesi otlağın
tutarsız karanlık…
ruhunda kömür kaygısı yakma ideali insan…

acı ey ateş ona!

yeter bak!
esprisi kalmadı
kör bu yalnızlığın gör
pırlantalar çalındı
gecenin gerdanından alnından
günün sürmeli gözleri dağlandı ve
berceste ovası hayatın
gözlerin kamaşmadan şimdi
çöl! Ve böyle uyunur mu,
uyurgezer hayallere uyandın ne giyindi? “ayakta gerçek” oturmaz hiç,
Ay gibi çıplak ortada ayakta orda burda şurda hayatta gerçek, hayatta!

acı ey ateş!
kibrin kibriti fitillerin ucunda,
patlatır kainatı bu melet!
anam babam oğlum kızım “ben’in” kaos ormanında

ağacın onurlanması için
ateş mi lazım?
onurlu bir ölümdür düşen
yanan ağaçlarımda,
yeşil kalan yapraklarına
dal dal astığım ben
madalyonlaşan kor
kitap gibi son yeşil çığlığım ben bu (!)
çağlar ötesi bozgun
yürüyüşümü resmi geçit yaptım

“ben dağıma” çığlar ektim

Çıııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııığ
sır ve sûr
süslü püslü sen hanım devam et rujunu sür
modifiye sen adamım ağlat asfaltı arabanı sür
düt ve düt, dıt ve dıt, dır ve dır, çan ve çan,
piz ve dem, tuş ve bas, cam ve kutu,
boş ve boş can ve ruh ve

havada çürüyen çığ! lekesi nefes
eziyor kadife çimenleri laneti pelin
kırıp geçiyor incili sedefleri
etten seneti elin dokunur
sistem ve geziyor etleri dehşehvet
sistemin adamları
adamlar ve adamların sistemleri
tahsildar
kurşun damıtır
soğuk savaş sorular
el-cevap: soğuk kıyamet
nükleer gölge oyunları

“tavşan yaptım görüyor musun? ” duvarda bak orda kulaklarına bak

şimdi sallıyorum iki tane
iki parmak playboy şampanyamı hazırla
şimdi sallıyorum der
der yine bu adamlar adam değil

bütün bunlara “ben” sebep oldum

yozlaşan nükleik
asitler altında,
dilleri sökülen tohumların
ve aklın delik dolu
çiçeklerinden korkacağız bir gün
susan çirkinliklerini mi çok seveceğiz,

kangren balkonlarına cevabın
arsız oturup ansız koklarız; kanın,
gölgeleri, bir koca ağacın dalından damarsız
azade sevişir soluksuz
anın idare lambasına yaslanıp,
bordasına varlığın;
sürünen orgazm
koşulsuz yalnızlık.

ne çok insan, ne çok ben, ne çok yalnız
şirin ateşler neşesi panik uyku
kopya benlik sahte tutku
dalgalar ve beyinler
sen midir sen sandığın içinde?

bireysel kırıldı simitler
susamlar döküldü dağıldı,
simitler çıplak epeydir simitler
çöplerde kaynamış ıstakoz kemikleri
gülümsediler
ve beyaz dişleriyle;
ve somali’de küçük mahzun yüzler
hem de nasıl ve “neden”
ve çok pahalı oyuncağı istediği renkten alınmamış
Amerikalı çocuk Santral Park’ta ortalığı yıkarken

bunları görmedin sen…
kim görüyor ki şimdi?
bunları görmedin ben

hipnoz eden markalar reklam afişleri eşyalar ve ergonomi,
kötü karanlığa kitleyen sesler ceplerde motorlarda cihazlarda müziklerde
popta topta varda yokta
avm’ler sistemin toplu hipnoz hapishaneleri,
tıkar sizi içine basar bir bulut görmeden bir çiçek hissetmeden bir toprakta yürümeden bir kuşla görüşmeden bir rüzgarla öpüşmeden bir yeşille sevişmeden
gün biter

ateşler neşesi çanları vurur durur

bugün zangoçlar süper zengin olur
böyle asılın bakalım
asılın bakalım
hasta sanat, hasta bilim
hasta televizyon
şimdi daha NET
beyinlerde ufalanan cıvık yankılar ve set!
hasta fikir.

ne kadar hastayım, ne kadar haplıyım
ne kadar haklıyım
diye

hapı yutmuşsun dünya

izlet

yakında rüya satacak uykular
tatlı rüyalar

diye izlet

bak delirdi karanlık; aşkı oya oya..

oylum oylum selvi boylum ölüm
nerde o meltem?
büyüdü ego güzel mi güzel “gönül”de
nefesinde o eski mislerdi
şimdi her rüzgar para-noya...

çiçekler şimdi açarken para ister
kaosun aşkı bu kadar büyük!
herkes şimdi çok güzel
herkes şimdi çok büyük

düşünerek yürüyen ayakları kırdılar
dikenden kaçmayan

bülbülleri buldular
kopardılar kelle kelle,

çınarlar delirdi dallarını yoldular

ateşten kaçmayan
güzel ateşler neşesi kurtları
uluyor dişler…
bu soğukta bile sen aşk tatlı değilsin ısırma
digital aynalı kalplerde sıcağın sanal,

aşk! zamanın yüzü değilsin
zaman yıkadı yüzünü
sen çıktın

biri saydı sen çıktın savaş hep

doğru iş bilmiyor
-acımak miskine- sahip
kapanmak lüksüne alışmış
gülleri çürük
esen nefesi düştü kokuşmuş;

ve zamanın ta içinde ağzının

kimdir böyle dişçisi?
yağmura kapanmak! Yağmurdan boşanmak:
Dünya Oteli’nde dul toprak; seks işçisi…
Dünya Oteli’nde dur toprak köhne
çiçekler duvarı tende
yerde gökte
fantezi ve fantezinin adamları

adamlar ve adamların fantezileri
pislikler ve pisliklerin fantazileri
pazar ve pazarın kadınları

kadınlar ve kadınların pazarları
çiftleşen tekillikler arenasında,

kaşla göz arasında
ne büyük Ali Cengiz tezgâhta yorulmaz

terleyen şeytan ve tere otu,
iki hıyar, bir sulu yoğurt ve hemen cacık.

kimlerle nerelerde yatmışlar;
bir arasından doğrulan hemencecik
yanlışlar

alış veriş alış veriş
satan satmayan, alan almayan,

satan yaşar alan yaşar
satmayan ve almayan ölür

bir güdümlü çığlığım olsa kederimin balistik rampasından fırlatsam
Toma Hav Havk insem ve köpek gibi ulusam tepelerine,
ulusa sesleniş konuşması yapsa vak vak varyemez başkan amca,
Haso Şey Tik Pires hemen girse sıcak sıcak:
“baş-kan: - ben kanın başıyım, dedi ve az önce istifa etti!
çıldırmış olmalı bu herif my god! ”
kimse ölmeden ölse kara “o” sen anladın o tek gözlü karagözü İlluminati
insem tepelerine… inadım inat.

Acı ey oluş! Acıma karış! Acıma karış karış…

“eğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller
durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
sular mı yandı, neden tunca benziyor mermer? ”

yıldızların bataklığıdır bu karanlıkta
taşları kalplerden dikilmiş mezarlıkta
Dünya Benin
Dünyam benim

kaos mağarandaki itler;
miloseviç,şaron,hitler
armagedonun kılın tüyün ve bitler,
forslu apoletler
ağdan geldi
artık dünya,
yapıştır ve çekiver.

altımda arz, başımda düş zindan,
dönerken baktım gördüm
nurların feri kalmamış yerde,
doğmayan ölüş serde nisyan
hangi denizdesin,

ey Feride? ey Hep! Durmayan!

yolcuyum her birinde sancıyım kırık buğu
alçıda ebet, ben kırdım evet!
gözlerim, ışıkların yankısı
kaynıyor ezel çığlıkları çekti kulak,


donmuş güller soğukları soğuk, yazık canım

tüm sustuğu enginliklerde uykuda o kovuk!
özge bir yıldız soylu bir boşluk sıcak mı sıcak
çarpacak hayal arar insan yapacak hoşluk,
bir ihtiyar bilge rüzgar bekler o deli dolu
en yaşlı uğultuların sulu gölgesinde,
ölüm korku-su serinliği pişkin
sırtımdan kuşkulanmış tuhaf kuşlarla

işte kuyular! Kuyu dolu yağmurlar çıkrıksız
çeviremezsin “yukarı kendini” bulup çekemezsin çıkmaksız böyle in in aşağılık ve karanlık ve çakmaksız ruhunda çivi çakmaksız dolan; “bir doğru mıhlamadan” ye afiyeti her yerde ve Hiç’i;

arşın kızları! ..
ruhsuzluğu ruhsuzluğa!

örtüyor özdek özdek
yankı tutan dipsizliğe tapan
denizin sapkın dalgasına gürle!

tenleri gümüş alemler altındayım
kesif karanlık çürümüş
tinler içinde nefsim
kararmaktayım

lex talionis! Karar armaktayım kâr-ar-maktayım
üşüdüm siyah
zarar vermekteyim kalemimi kır,
kaleme zar atmaktayım
ayaklarımı kırdım cennet ovasındaki tayım
düştüm zara gül ektim

kahpece güldüm
zülf-ü kâra dokundum
gümbür patır aşklardı

ar damarıma kan ver feride ya da kes
kem gurubu er iş kapat pozitif doldum
bir başka zehirliyim bu kez

zehri bile zehirledim acının bile tacını sattım
ibreyi tersten okudum devri düştü yolumun
ihtirasın rampasında devirsiz devrildim
belki de ve bu çekici değil gelen
bu değil kurtarıcı bu hararet
bu ateşten hayalet,
bu ateşten; hayal et…

ateş almaya mı geldim buraya? Hı? O kadar mı zenginim?

“-bir yakıp çıkacağım”
varlığı yokta kavuran ocağım,
Hu!
böyle olmayacağım
öğrendim ki kimdim.
doğru güzellik, güzel doğruluk,
ateşler öldürmeye geldim.

“İbrenin arkasını bilerek son rakamı
İlk tık ve cana geldi sayaç sıfırdan artık”

sevdin…ah Feride …
sırrınla doldum…

ve yarattın beni…ısındım..dondum.
titredim, çatlayamadım…
terliyor cehennem…
üşüyor cennete kar yağdı
saydım
sıtmalarla tutundum.

çözüldü maya

“küflendim”

Ooo piti piti karamela sepeti terazi lastik jimnastik
ben bir gerçek uydurdum
dumadumadum
gümegümegüm!

bir savaş, iki savaş,….
sen çık savaş, sen çık savaş oyundan

kırmızı mum ebe kırmızı mum

kan karanlık!

yan ruhum erisin
e be yan ruhum erisin
kana kana yan mum ey!
-kana kanayan- ruhum dinlesin
bu Halname-i İns’…………..….iiiiiiiiiii…………..….. sol la siiiiiiiiiiiiiiiiiii
şarkım başladı duyuyor musun?


Feride sağır et beni gitsin
de diyemem!

neler duyuyordu dünyada
vazgeçemem

sözüm sözdür susacak uykular
yeşil yeşil

doooo ve: “ -başladı gam
derdim…”

“ve an oldu ilk tık…… espiri…
çok yerinde ve kıvrak
doğarken bir espiri yaptı zaman eşyada:”

“insanın resimli yarasıdır

şimdi dünya burasıdır.”

peygamberler güldürmüştü anlayıp
yüzümü benim güldürmüştü
Ey Latif! Ben bu espiriyi unuttum
sonra
git gide yapamadım ben yüzümü sana

git gide yapamadım
feyz aldım
ne zamandan ne mekandan,
ne kitapdan ne doğadan

ben espiriyi anlayamadım
ey! aklımı çaldılar nota nota
milyarlarca beynimle -şeylere- baka baka
güldüm ağladım
gönlümü değil de ben, hep ağzımı güldürdüm
kalbimi değil de ben nefsimi ağlattım

milyarların da vardır sağından duyarlı yani sana duyarlı ey Hakk!
gönüller yeşerecek yeniden giderek ve artarak

ya ki bir şeyi öldürmüşler burada ama ki ne?
öldüreceğim kendimi güzel güzel azizliğe doğru,
cennet bir dünya mı saklı belkide yeşil denizler ve ay!
evlerde sokaklarda melek insanlar mı sankide
güle oynaya

bir şey kaçırmışlar burada… akıl olmalı
dinleyen iblisin zelil olmuşlar zillerini dinleye dinleye
sağır edeceğiz hep birlikte burada kulaklarına kurşunlar sıkacağız
onun

anladım espirisini
zamanın
çocuklarını alma geri
fotoğraflarını yakma ne olur
üç albümden de hasreti bitmesin
anın

biliyorum mahcup kalmış güneş
hiç bu utanç sarısından değildi akşamüzerleri ve tan yeri-

ve çıkar sonumdan soylu bir is, Lex Talionis !

kısasa kısas…

ah Feride, ey ilah! Ey ezel nur!
sen;
-katil Halesi-
ve gülen sen değilsin hale,
gizem sen değil, üzen de sen değilsin…
seni gizem belleyen daha ki neyi bilir bu SENSİN?

ve sen kırmızı mum sen ki
oynak alevinle kırıt
gül gizem! sırıt ….
seni ki tanıdım

çok bilmiş yakın bir kahkahasın
her -kahında- bir kahırsın
Gizem

Feride sağır et beni gitsin…

sığır ki et veriyor
ya ben? !
anladım

kan mı?
nur mu (sun) ?


mııııııııııııııı miiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii muuuusuuuuuuuuuuuuuuunnnnnnnnnnnnn?
are there nothing suuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuun?

…Feride bitti sözüm… düştü derman… benim beni geçti kaldım geride………
benim neyi seçtiyse boğulduk bir derede… bir arada olamadım bir arada…….
………………………iki arada bir derede……………………………………..


güçlendi semirdi de arslan gibi mi oldu?
ah insan


kırdı kendini oysa azametinden ahmak
ne ki bu güç elinde liyakat var mı ona
onun mu ben dediği? ...letafeti nerde ki?
o malik değildi ki nisyana düştü kaldı
kendini mutlak hamid zannetti kaldı düzde;
kibirle kucak kucak gizde kaldı yamuldu
aklı tıkandı taştı cüretin leğeninden…”


utandım benimden ben
geç kalmadım

kahkaha şeytanıyla parıldasın gizem
budur halim arz ederim affet beni

lanetli değilim lanetli gizem…
kıyamazsın bana sensin Feridem! ..

yoğurt gibi facia mayalıyor;
her taşın altından aynı tür yılan
her taşın üstünden aynı cins yalan
bu aynı zehir taşınır taşar
umut yolculuklarının sefer tasından,
kokusunda yangın işaretleri,
kıyamet kaşıklanır!
toprağın gözlerinde kızıl çamlar sarsılır,
içleri içlerine sığmaz;
vurulmak ister çanlar çatlasın;
duvarları sarmaşık habis açarlar!
çalsın tamtamlarını karamsar davulları
kahkaha şeytanıyla parıldasın!

Feride sağır et beni…

artık oynamayacağım, duydukça oynuyorum
oyuncağı ben değilim uzamın
kahkaha şeytanıyla parıldasın gizem!

kör olmak istiyorum şeytana benzemeden!
hatırladım ben insanım istemem
şeytandan aşağılık olmak
Ahsen-i takvim’in kaçı bugün hangi yaprak?
bir takva günü kaç saat?
bir dünya saati kaç zulüm?
Dün batımı ne zaman?
Gün doğumu ne zaman?
aydınlanma çizgisi
önce nerden geçer?
ben ar sevap dinlemedim
İblis’in günah dinlediği kadar
ben bana döner (mi?)
kim kime döner?
dumduma biter (mi?) …
“Moloztaş” devri bu kaçmalıyım
kaptan mağara adamı geliyor anacığım!
duma duma dum
Söner mi kırmızı mum?
Gizem ey ben!
kahkaha meleğiyle artık gölgelen!
gör kanatlarını siyah fakiri
bir bulut edin kendine,
Kalma… günahın güneşinde

Yüksel

Me
Ne
Bu Mümkün
?
Ya Hep Ey!
Ezel Nur Ya!

Meşk ediyor gemim ağır dalgalarını yükün
ve sana buralı olmadığını söyledim gizem;
senin resimli yarandır
şimdi dünya burasıdır
siz sandığınız sizler
siz değildiler
.
2001-2010/Sır ve Sur Kitabı - 2011

Kamil Çağlar Aksu
Kayıt Tarihi : 13.11.2011 01:23:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!