Halil Çimen: Hayatı, Biyografisi, Eserle ...

410

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

HALİL ÇİMEN HAYATI

Halil Çimen

1943 yılında Çorum merkez ilçeye bağlı Sarinbey köyünde doğdu.Hala aynı köyde yaşamını sürdürmektedir.Asıl adı Halil ÇİMEN olup şiirlerinde “Borani” mahlasını kullanmaktadır.Ailesinin on iki çocuğundan birisidir.Borani biri kız ikisi erkek üç çocuk babasıdır.

Borani insana “Kuran-ı natıka” yani “Konuşan Kuran” der.Tanrı sıfatlarının insanda tecelli ettiğine inandığı için insana ve insanlığa büyük değer verir.Borani’ye göre insanı insan yapan en önemli düstur aşktır.Aşksız, sevgisiz yaşam; kördür, topaldır.Aşık Borani okurken, yazarken ya da çiçekler arasında gezerken sevgiden, aşktan ölmeyi düşünmektedir.“Her canlı ölümü tadacaktır.” ayetine göre ecel çerisinin bir gün onun da kapısını çalacağını ve o güne kadar yeryüzünün en büyük iblisini kafalarına kilitleyip kendi gibi düşünmeyenleri diri diri yemeye çalışan yobazlara, softalara, barbarlara sevgi çığlıkları atmaya devam edeceğini söylüyor.

Aşık Borani günümüzün tekke ve tasavvuf şiir geleneğinin yaşayan en önemli şairlerinden birisidir.Şairin yüreğinin başında hep büyük mutasavvıflar oturmaktadır.O, çileyi umuda dönüştüren, sevgi ve barışın şairidir.Şiirleri şiir vadisinin en doğal, en saf ürünleridir.Toplumsallık ve bireysellik en beklenmedik yerde onun şiirinde örtüşüverir.En karakteristik özelliği ise sevgisiz, aşksız yaşamaktansa, sözle sazla bu uğurda kavgalara girmesi ve hayatı sorgulamasıdır.Şiirlerindeki insan sevgisi büyük bir şehrin caddelerinde akan bir sel gibidir. Borani yaşadıklarını yazan, yerine göre romantik, yerine göre realist bir ozandır.

Eserleri


Ana Sayfa

AŞIK BORANÎ'YE YOLCULUK
Yazar İbrahim Gümüş
GİRİŞ

Bu makalede asıl adı Halil Çimen olan Çorumlu Aşık Boranî’nin hayatı, sanatı ve şiirlerinden örnekler verilmiştir. Alevi–Bektaşi geleneği içerisinde yer alan Aşık Boranî, Aşık Edebiyatı tarzındaki şiirlerinin yanı sıra dini-tasavvufi şiirleriyle de sesini Çorum’dan Edirne’ye kadar geniş bir coğrafyada duyurmuştur. Çalışmamızda aşığın, aşıklık geleneğinin neresinde yer aldığı, günümüz değişen ortam ve şartlar altında sanatının nasıl şekillendiği ve nasıl ürünler ortaya koymaya çalıştığı tespit edilmeye çalışılmıştır.

Günümüzde teknolojinin hızla gelişmesi, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ve sanayinin hızla gelişmeye devam etmesi sonucunda köy ve kent arasındaki iletişim kuvvetlenmiştir. Köyden kente, gerek iş olanakları, gerekse eğitim amaçlı yapılan göçlerle kent kültürü köye ulaşmıştır. Kültür alış verişi sonucunda köyde süregelen gelenek ve göreneklerde değişimler meydana gelmiştir. Köyde yaşayan halkın sosyo-ekonomik durumu yükselmeye başlayınca halkın sosyal yaşantısında ve sanat anlayışında gelişmeler yaşanmıştır. Yaratmacı bir yapıya sahip olan köy kültürü değişimler sonucunda gazete, radyo, televizyon, bilgisayar vb. araçlarla kent kültürüne bağımlı hale gelmiş ve yaratmalarını kaybetmeye başlamıştır.

Sosyal ve kültürel değişimlerden aşıklar da nasiplerini almış, yok olmamak için yeni şartlara uyum sağlamaya çalışmış, sanatında değişimler gerçekleştirmiş ve gelenekte sapmalara neden olmuşlardır.

Sosyal değişim sonucu âşık şiiri en belirgin özelliklerini kaybetme sürecindedir. Bugün saz eşliğinde doğaçlama şiir söyleyen âşık tipinin yerini, yazan âşık tipi almak üzeredir. Âşıklık geleneğinde saz çalma, hece ölçüsü ve âşık edebiyatı nazım biçimleri korunmakla birlikte âşıkların mahlâsları yerine adlarını, soyadlarını kullandıkları, bazılarının ise adlarının önündeki âşık kelimesini attıkları ya da şiirlerine başlık koydukları gözlenmektedir. Âşık şiirinin beslenme kaynaklarının değişmesi, yeni çevrede yeni insan tipinin beklentilerini karşılayacak bir yapıya yönelmesiyle beraber somut sorunlar şiire konu olmaya başlamıştır. İnsan sevgisi, barış, birlik ve beraberlik, kardeşlik vb. konular âşıklar tarafından ele alınmaktadır. Önceleri dar bir çevrenin temsilcisi olan âşıklar, uygarlığın köy yaşamına girmesiyle toplumun geneline açılıp halk sanatçısı olma yolunu tutmuştur. Ancak âşıklık geleneği çevresinden kopuş beraberinde birçok sorunu da getirmiş; âşık şiiri doğal ortamından uzaklaşarak gelenekten yeterince beslenemez olmuştur. Bugün âşıklık geleneğini öğrenmeden sadece kulaktan dolma bilgilerle şiir söyleyen âşıklar ortaya çıkmıştır (Artun 2001: 46, 52-53) .

Aşıklar günümüzde sazı, hece ölçüsünü ve aşık edebiyatı nazım biçimlerini koruyorlar. Âşık şiirinin beslenme kaynaklarının değişmesi, yeni çevrede, yeni insan tipinin beklentilerini karşılayacak bir yöne yönelmeğe başlamıştır. Somut sorunlar şiire konu olmağa başlamıştır. Dar çevrelerin temsilcileri olan aşıklar, uygarlığın köy yaşamına girmesi sonucu toplumun geneline açılarak halkın sanatçısı olma yolunu tutmuşlardır. Aşıklık geleneği çevresinden kopuş ile birlikte bir çok problem de ortaya çıkmıştır. Âşık şiiri doğal ortamından uzaklaşıp, halk kültürü kaynağından yeterince beslenemez oldu. Günümüzde, geleneği öğrenemeyen, geleneği yaşamadan kulaktan dolma şiir bilgileriyle şiir söyleyen aşıklar ortaya çıktı.

Aşıklar, çıkardıkları kitaplar ve kasetlerle, gazete ve radyolar aracılığıyla da ürünlerini geniş halk kitlelerine duyurmuşlardır. Mahalli olan bazı aşıklar da bu sayede ulusal kimliklerine kavuşmuşlardır. Böylece yerel aşıklar başka bölgenin aşık havalarını öğrenmişler ve bilgi dağarcıklarını genişletmişlerdir. Çorumlu aşıklardan Aşık Boranî de gelişen teknolojik şartlara uyum sağlamış, plak çıkartmış, şiir kitapları bastırmış, sanat ürünlerini geniş halk kitlelerine ulaştırabilmek için sözlü, yazılı ve elektronik kültür ortamlarından yararlanmayı bilmiş bir saz şairidir. Bu nedenle ki elli beş yaşından sonra bilgisayar öğrenmeye başlamış ve bunu da başarmıştır. Kendisini sürekli araştırmaya adamış olan şairin şiirlerinde geleneği zorlayan unsurlar göze çarpmaktadır. Bu makale, Boranî ile yapılan röportaj ile onun 100’e yakın şiiri okunarak hazırlanmış ve makale de, değişik tür ve şekillerden oluşan 15 şiirinden yola çıkılarak aşığın sanatçı kimliği ve gelenekteki duruşu saptanmaya çalışılmıştır.



AŞIK BORANÎ’NİN HAYATI VE SANATI

I. HAYATI

Asıl adı Halil, soyadı Çimen olan Aşık Boranî, 1943 yılında Çorum ili merkeze bağlı Sarımbey Köyü’nde doğmuştur. Aşığın baba adı Süleyman, anne adı Firdevs’tir. On iki çocuklu ailenin sondan üçüncü çocuğu olarak yetişen Aşık Boranî, ünlü halk şairi Deli Boran’ın soyundan gelmektedir. Bu nedenle Boranî mahlasını kullanmaktadır. İlkokulu köyünde okumuştur. Eğitimine sosyo-ekonomik şartlardan dolayı devam edememiştir. Çobanlık yapmış ve çiftçilikle uğraşmıştır. Askerden sonra Sevim hanımla hayatını birleştirmiştir. Biri kız, ikisi erkek olmak üzere üç çocuğu vardır. Üç çocuğunu da okutmuştur.

Boranî, Çorum, Ankara, Aydın ve Edirne illerinde çeşitli sebeplerden dolayı yaşamıştır. Bu illerde kendisini etrafına sevdirmiştir. Bunu da Edirne’de yayımlanan yerel gazetelerde Aşık Boranî hakkında çıkan haberlerden anlayabiliriz.

Aşık Boranî, kendisini kitap okuyarak, aydın çevrelerle ilişki içerisinde bulunarak yetiştirmiştir. Boranî’nin bir tane Alaman Kızları[1] isimli plağı çıkmıştır. Bu güne kadar dört şiir kitabı yayımlanmıştır. Bunlar; Elinde Gül Olsun Dilinde Türkü[2], İnsana Yolculuk[3], Çorum’lu Efsane Ozan Deli Boran[4], Fadime’ye Mektuplar[5].

Boranî, hayatının geri kalanını Sarımbey’de eşi ile birlikte çiftçilik ve hayvancılık yaparak geçirmektedir.

II. SANATI

A. Aşıklığı

Aşık, çocuk yaşlarda saza ilgisinin başladığını şöyle anlatmaktadır: “Annemin çamaşır topacını[6] alıyordum. Arkadaşlarımla “Kerem geldi” oyununu oynamak için komşu kızlarının kapısına gidiyorduk. Topaçla saz çalıyormuş gibi yapıp “Kerem geldi, Aslı nerde? ” diye kapının önünde söyleşiyorduk. Sonra yolda yürürken kadınlar önümü kesiyorlar bize bir türkü çal diyorlardı. Bende onlara türkü söylüyordum, kadınlar da ağlıyorlardı.”

Aşık, 15-16 yaşlarında abisi Naci ile birlikte gidip iğde ağacı kesmiş ve bu ağaçtan günlerce uğraşarak abisi ile birlikte kendisine bir saz yapmıştır. Kendi kendine bu sazla çalıp söylemeye başlamıştır. Aile içinde de babası Halil Çimen’e faklı bir sevgi beslemiş ve ona kitaplar alarak onu okumaya yönlendirmiştir.

Askere de sazla gitmiştir. Askerde bir rüya görmüş ve günlerce titreyerek kendine gelememiştir. Gördüğü rüyayı hatırlayamamaktadır. Asker arkadaşları onun delirdiğini sanmışlardır. Aşıklık geleneğinin önemli bir motifi sayılan rüya görme olayı, Aşık Boranî’de normal zamanlarda da kendini gösterir. Bununla ilgili aktardığı şu olay dikkate değerdir: “Bizim eve Hacı Bektaş ve erenleri gelmişler. Cem ayini kurmuşlardı, ben o sıra eve girdim. Ortada kurban eti vardı. Bana dediler ki: “Kurban etinden rıza lokması yiyecek adam bul.” Bende köyü dolaştım rıza lokması yiyecek bir tane adam bulamadım.”

Aşık Boranî, usta-çırak geleneği içerisinde yetişmemiş, ancak içinde bulunduğu ortamlarda ki aşıkları kendine usta kabul etmiştir. Türk edebiyatından batı klasiklerine kadar kitapları okuyarak ve aşıkların şiir kitaplarını inceleyerek kendini yetiştirmiştir. Mevlana’nın “mesnevi”sinden büyük ilham almış, Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal ve Aşık Veysel gibi önemli şahıslardan etkilendiğini dile getirmiştir.

Boranî, uykudan uyandığında bir müzik veya şiirle uyandığını söylemektedir. Onun saz çalıp şiir söyleme isteği doğuştan gelen bir özelliktir. Saz eşliğinde doğaçlama söyleyebilmektedir. Alevi-Bektaşi geleneği içerisinde bulunması nedeniyle cem ayinlerine katılmış ve bu ayinlerde söylenen zikirlerden etkilenmiştir.

Boranî mahlasını, Hacı Bektaş’ı anma toplantılarında aşıklara meydan okuyarak almıştır. Kendisi bu durumu şu olay ile anlatmaktadır: “Hacı Bektaş’ı anma toplantılarına gitmiştim. Orda aşıklara meydan okudum. Aşıklar içerisinde de Kul Ahmed, Hüseyin Çırakman, Reyhani, Selimi ve yaklaşık iki yüz tane aşık vardı. Karşıma o zamanların güçlü aşıklarından Semai çıktı. O dönemlerde Türkiye’de soygunculuk vardı. Bende “ Hiç çelen vermeden yemek dilersen, yığının altında sıçanlara sor.” diye bir uyakla giriş yaptım. Beni oraya götürüp ekmeğini yediren adamlara yığının altından ekinleri yediğini söyledim. Nasıl sinirlendilerse ortalık bir anda karıştı. Kasetleri sildirdiler. “Bu soytarı kim? Bunu kim getirdi? ” diye kızarlarken, birisi oradan bana sahip çıktı. “Bu da benim aşığım, bu da böyle işte, Deli Boran böyle çıkar ortaya” dedi. Durum normale döndü. Benim mahlasımı da kabul ettiler.

Aşık Boranî, Kültür Bakanlığı, Yaşayan Halk Ozanlarım Halk kültürü arşivine kayıtlıdır. Aşık Özlemi ve Aşık Nurani mahlaslı iki tane de çırağı vardır. Aşık, 1973 yılında Konya Turizm Derneği tarafından düzenlenen Aşıklar Bayramı yarışmasında türkü dalında altın madalya almış, 1972’de Çorum halk ozanları kültür yarışmasında birinci olmuş, Milli Eğitim Müdürlüğü ve çeşitli dernekler tarafından da teşekkür belgesi almıştır. Konya aşıklar toplantısı başta olmak üzere çeşitli şölenlere ve konferanslara katılmıştır.

B. Şiirlerinde Tür ve Şekil

Aşık şiirinin nazım şekilleri hakkında araştırmacılar çok çeşitli araştırmalar yapmışlar ve farklı sonuçlara ulaşılmıştır. Ben burada araştırmacıların ortak olarak kabul ettikleri tür ve şekiller üzerinden inceleme yapacağım.

Boratav, koşma biçimindeki şiirlerin 8 ve 11 heceli olduğunu ifade ederek kafiye yapısı hakkında bilgi verir (1. bend:a b a b veya a b c b, 2. ve daha sonraki bendler: d d d b, e e e b …) , koşmadaki son bentte şairin adını söylemesinin bir bakıma bu biçimle ilgili bir nitelik haline geldiğini söyler (Boratav 1998b: 24-25) . Mani biçimindeki şiirlerin ölçüsünün çoklukla 7’li, seyrek olarak da 8’li şeklinde, kafiye şemasının da 1. bend: a a b a, 2. bend: c c d c, 3. bend: e e f e … biçiminde ortaya çıkmıştır (Boratav 1968b) .

Âşık şiiri, belirli kurallara, kalıplara ve belirli düşüncelere sahip olması yönüyle bir tür halk klâsizmi oluşturmuştur. Bu klâsik özellikler daha çok şiirin biçimle ilgili yapısında kendini gösterir (Artun 1996: 144) . Biçim ya da şekil şiirin dışarıdan görülebilen özelliklerini içine alır ve bu özellikler kafiye örgüsü, nazım birimi ve şiirin hacmi şeklinde açıklanabilir (Oğuz 1993: 15) .

Aşık Boranî’nin incelediğimiz on beş şiirinde görüyoruz ki geleneğin içinde yer aldığı gibi geleneğin sınırlarını zorlayarak sapmalara neden olmuş ve farklı arayışlar içine girmiştir.

Aşık, şiirlerinin genelinde 11’li (1, 4, 6, 7, 8, 10, 11, 12, 13 ve 15 nolu şiirler) hece ölçüsü kullanmıştır. Bunun yanı sıra şiirlerin içinde 14’lü (2 ve 5 nolu şiirler) ve 15’li (2 ve 3 nolu şiirler) hece ölçüsü de yer almaktadır. 2 nolu şiirde ilk üç mısra 14’lü son iki mısra ise 15’li hece ölçüsü kullanılmıştır. Aşıklık geleneğinde yer almayan serbest vezin ise, 9 ve 14 nolu şiirlerde aşık tarafından kullanılmıştır.

Şiirlere hacim yönüyle baktığımızda büyük bir bölümü (1, 4, 6, 7, 8, 10, 11, 12, 13 ve 15 nolu şiirler) dörtlükten oluşmaktadır. Ancak üç şiir (2, 3 ve 5 nolu olanlar) muhammesten oluşmaktadır. Şiirler, 2 nolu şiir 7, 5 nolu şiir 3 ve 3 nolu şiir 4 muhammesten, bir şiir (8 nolu olan) 4 dörtlükten, dört şiir (1, 4, 6, 7, 11 ve 13 nolu olanlar) 5 dörtlükten, iki şiir (10 ve 12 nolu olanlar) 6 dörtlükten ve 15 nolu şiir 7 dörtlükten kurulmuştur.

İncelenen şiirlerden dokuzu (1, 4, 7, 8, 10, 11, 12, 13 ve 15 nolu şiirler) a a a b/ a b a b, c c c b, … şeklinde kafiyelenmiş ve çoğunluğu koşma nazım şekli örneğidir. Bu şiirlerin ayakları rediften ve kafiye+rediften oluşmaktadır. Şiirlerde yarım kafiye, tam kafiye ve zengin kafiye örneklerine rastlanmaktadır.

2 ve 3 nolu şiirde aaaaa/aaabb, cccbb,… kafiye örgüsü kullanılmıştır. 2 nolu şiirde ayağı nakarat oluşturmaktadır. Bu şiirlerde de redif ve zengin kafiye örneklerine rastlamaktayız.

C. Şiirlerinde Üslûp

Bir âşığın uslûp özelliklerinin belirlenmesi, âşığın biyografisi, bağlı bulunduğu âşıklık geleneği, içinde bulunduğu şiir çevresi, yaşadığı ortamı göz ardı edilmeden karakteristik özelliklerinin aranmasıdır. Âşığın anlatım biçimi, kelime seçimi, söz dizimi ve anlatım yollarıyla ortaya çıkar (Artun 1999, 23-26) .

Boranî’nin üslûbunun belirlenmesinde onun içinde doğup büyüdüğü çevrenin, kültürünün ve dil malzemesini kullanma biçiminin etkili olduğu görülmektedir.

Şiirlerinde kullandığı en sık sözcük kadrosu şunlardır: sevgi, birlik, emel, gönül, dünya, kin, kavga, dövüş, millet, barış, vatan, bülbül, can, gül, akıl, dert, ekmek, mutluluk, rüya, Allah, ölüm, mezar, yas, cahil, cehalet, gurbet, ayrılık, özlem, mert, kalleş, alın teri, Yunus, Pir Sultan, Karacaoğlan, dost, su, tohum, insan, cennet, töre, cinayet, toprak, Çorum, Çatak, Kayseri, Erzurum.

Aşık Boranî’ye baktığımız zaman yerel kelime kadrosunun yanında divan edebiyatı ve dini-tasavvufi edebiyattan da sözcükleri kullanarak beslendiği kaynakları geniş tuttuğunu görmekteyiz.

Aşık, genel olarak şiirlerinde doğrudan anlatım yolunu seçmiş ancak bazı şiirlerinde tahkiyeli anlatım ve 15 nolu şiirinde de torununa nasihat yoluyla anlatımı kullanmıştır.

Aşık Boranî, şiirlerinde anlatımı güzelleştirmek için sanatlara, mecazlara, sembol ve imajlara yer vermiştir. Böylelikle şiirleri canlılık, etkili bir söyleyiş, anlam ve estetik olarak güzellik kazanmıştır.

3 nolu şiirinde çileyi satılacak bir nesne gibi tasarlamıştır bu nedenle açık istiare vardır. “Aşkımı kefenleyip mezarını kazarken” ve “Aşkın damardan öptüğü kanda aradım seni” mısralarında aşkı insana benzetmiştir. İlk mısrada aşka ölümü, ikinci mısrada aşkı öpücük konduran bir insan vasfı yüklenmiştir. Bu iki mısrada kişileştirme ve teşbih sanatı yapılmıştır.

Boranî, sözlü gelenekte en önemli kalıpları oluşturan deyimler ve atasözlerinden şiirlerinde anlatımı güçlendirmek için yararlanmıştır. Mesela; 2 nolu şiirde “Silinmedi alnımdan siyasetin karası” alın karası, 4 nolu şiirde “Dert ortağım gönül yaylam güneşim” dert ortağı, 6 nolu şiirde “Bu yalan dünyada yok idi kürkü” yalan dünya deyimlerini ve 9 nolu şiirde “İzinsiz uzanmak dost sofrasına” izinsiz uzanılmaz dost sofrasına atasözünü anlatımı zorlamadan şiire yerleştirmeyi bilmiştir.

Boranî, kelime hazinesini yerel söyleyişlerle zenginleştirerek duyuş ve düşünüşlerini dile getirmiştir.

Şiirlerde işlenen konular, genel olarak Aşık Edebiyatı ve Dini-tasavvufi Halk Edebiyatı konularından oluşmaktadır. Birkaç konu başlığını verecek olursak, bunlar: dünyada çekilen sıkıntılar, insanları sevgi etrafında birleştirme, dertlerden şikayet, hırsızlıktan ve yalandan şikayet, sevgiliye özlem, töre cinayetleri, Tanrı’ya yalvarma, nasihatte bulunma, ilahi aşk.

SONUÇ

Asıl adı Halil ÇİMEN olan Aşık Boranî, Çorum’da doğmuş, küçük yaşlarda aşıklığa ilgisi başlamıştır. Aşıklığın önemli bir unsuru olan rüya görme olayı Boranî’de gerçekleşmiştir. Boranî mahlasını atası Deli Boran’dan esinlenerek almış ve Konya aşıklar toplantısında kabul ettirmiştir.

Aşık, yaşının ilerlemesi ve sağlık problemleri nedeniyle saz çalmayı bırakmıştır. Ancak doğaçlama şiir söyleme becerisi devam etmektedir. Şiiri, sazdan önde tutan aşıklar arasında yer almaktadır.

Boranî, Alevi-Bektaşi kültürü içerisinde kendini yetiştirmiştir. Ancak şiirlerinde bu kültürün propagandasını yapmamış ve bütün insanlığa seslenmiştir. Bütün insanlığı sevgi etrafında toplanmaya çağırmasında Yunus Emre, Mevlana ve Ahmed Yesevi kültüründen etkilendiğinin açık göstergeleri vardır.

Aşık Boranî, ürünlerini halka ulaştırırken sözlü ortamın yanı sıra yazılı ve elektronik kültür ortamından yararlanmayı bilmiştir. Halka açık bir çok konser ve konferans vermiş, şiirlerini plak, kitaplarda toplamış ve internet ortamına aktarmıştır. Bu durum, günümüz değişen ortam ve şartlarına ayak uydurarak sanatına farklı şekiller vermesi ve gelenekten tam beslenemediği için farklı arayışlara yönelmesi bakımından önemlidir.

Aşık, şiirlerini genellikle koşma tarzında yazmış ve 11’li hece ölçüsünü kullanmıştır. Güzelleme, taşlama, nasihat konulu şiirler de yazmış, şiirlerinde doğal, akıcı ve özgün bir üslûp meydana getirmiştir. Şiirlerinin kaynağında genel olarak dört kutsal kitaptan (İncil, Tevrat, Zebur ve Kur’an) , mesneviden, aşık edebiyatından, divan edebiyatından, sözlü ve yöresel kültürden faydalanmıştır.



__________________________________

KAYNAKÇA

Artun, Erman. Âşıklık Geleneği ve Âşık Edebiyatı. Ankara: Akçağ Yayınları, 2001.

ÇIBLAK, Nilgün (2004) . “Günümüz Âşıklarından Devran Baba”. Millî Folklor, C.8, Y.16, S.61, ss.77-89.

Günay, Umay. Türkiye’de Aşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi. Ankara: Akçağ Yayınları, 1999.

Oğuz, M. Öcal ve diğerleri. Türk Halk Edebiyatı El Kitabı. Ankara: Grafiker Yayınları, 2004.

Oğuz, M. Öcal. Halk Şiirinde Tür, Şekil ve Makam. Ankara: Akçağ Yayınları, 2001.

Sakaoğlu, Saim (1989) . “Türk Saz Şiirine Genel Bir Bakış”, Türk Dili, Türk Şiiri Özel Sayısı III (Halk Şiiri) , C.LVII, S.445-450, s.105-250.

Kaya, Doğan. Aşık Edebiyatı Araştırmaları. İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2000





Yararlanılan Şiirler

Sevgiyle Oturup Sevgiyle Kalmak, Aç Kaldık, Aşkın Damardan Öptüğü Kanda Aradım Seni,Başka Güzel Yakışmıyor Mazime, Beni Unutma, Benim Davam İnsanlığın Davası, Benim Şiirlerim Bozkır Gülleri, Bir Bardak Çayında Bin Mihnet Kokar, Bir Dost Kalacak Adı, Bir Mustafa Kemal Lazım Gönderin, Birde Aşkı Ben Anlatayım Size, Dua Şiir Yarab Bi, Bülbülün Çilesi Güledir Çağlar, Töre Cinayeti Sevdaların Kızı, Torunum Doğuşcan'a Nutuk!





--------------------

[1] Aşık Boranî, Alaman Kızları. Çorum: İkizler Plakçılık, 1974

[2] Aşık Boranî, Elinde Gül Olsun Dilinde Türkü. İstanbul: Mart Matbaacılık, 2000

[3] Aşık Boranî, İnsana Yolculuk. Edirne: Yurt Savul Yayınları, 2004

[4] Aşık Boranî, Çorumlu Efsane Ozan Deli Boran. Çorum: Lider Matbaacılık, 2005

[5] Aşık Boranî, Fadime’ye Mektuplar. Çorum: Lider Matbaacılık, 2005

[6] topaç: Çamaşır yıkamak için kullanılan ağaç tokmak.






Dört tane kitabı yayımlanmıştır. Bunlardan “ELİNDE GÜL OLSUN DİLİNDE TÜRKÜ” adlı şiir kitabı 2000 yılında, “İNSANA YOLCULUK” adlı şiir kitabı 2004 yılında, “FADİME’YE MEKTUPLAR” isimli şiir kitabı 2005 yılında ve yine 2005 yılında “ÇORUMLU EFSANE OZAN DELİ BORAN” adlı derleme şiir kitabı yayımlanmıştır. Bu şiir kitabı “ADEMİN AYNASI”, şairin beşinci kitabıdır.Daha bir çok şiiri de kitaplaştırılmış halde baskıya hazırdır.