İstediğim ne varsa bu şehirden
Sana göçtüler fütursuz
Medeniyetten ne kaldıysa altmışıma
Gençliğime imrenen kasabalara takıldı
Ne vakit hayal kurduysam bu şehrin surlarında
İstanbul fetholundu tarafından
Hamhalat bir sevdaydı
Alelade bir zahirle varmıştım yanına
Ayağıma yapışan dutlar etrafa hasret saçıyordu
Biliyorum
Hiç dut görmesen bile olmayacak işti bu
Üstelik palanı da yoktu atımın
Hendese bilirsen
Ağaçlarla konuşabilirsin
Musa bilirdi
Sevmeyi bilirsen
Ekümenik bir devrim
Ölümle aramda Filistin var
Çığlıklar şah damarıma sokuluyor
Ölümle aramda Filistin var
Minareler Kenan'a sivriliyor
Fıstık çamlarını suluyorum şu sıralar
En uçtaki köküne dokunma isteği geliyor,
İnsanlığı seyrederken .
En uzaktakinden yan balkondakine kadar,
Görüyorum ;
Seher vakti
Geceyi yolcu etmiş dalgalar
Atlantik kıyılarına
Levant’a yakıştığı kadar yakışmıyor
Sabahın ilk perdesinde
Rüzgâr ellerimi patlatmaya hazır.
Tedavülden kalkmış kelimelerle vedalaşmıştık
Faytona binmiştin
Aruzla gitmiştin...
Ben nerden bilecektim senden sonra postmodern yazacağımı
Nerden bilecektim gidişinden sonra Ortadoğu'da cehennemi boşaltın çağrısı yapılacağını
Bir kuşun sararmış sesinde gizleniyor yerkürenin bütün zaafları
Bazen kararmış bir dalın üstünde,
Bazen morarmış bir çamın.
Bazen de mavi bir deniz göğsünde...
Kayın gölgesinden fışkıran
Babil tepkin kırbalar
Ve sen.
Armida sen öldün.
İşte yıllardır izini sürdüğüm bulut
Yaslamış kıyıları dağın eteklerine
Doğanın hendesesi eteğinden asılmış
Direniyor umutların kaygan bahçelerine
Yüz yaşında bir ev, içinde boş bir beşik




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!