İnsan olmayan
bilir mi hakikati,
sevebilir mi seni?
Sarraf olmayan
ayıramaz taşı inciden,
yanılsamaya inci der,
gerçeğe taş.
Ben ise,
bir yanım taş,
bir yanım parlayan bir mercan;
seni sevdikçe
kendime yaklaşan...
Kalabalıklarda
bir çakıltaşıyım
akıntıya karışmış,
ırmak olup sürükleniyorum
bir aşağı bir yukarı.
Ama içimde
bir başka akış var:
bir inci doğuyor
derinlerimden,
adı:
“Seni seviyorum.”
Göz göze geldiğim
sen misin?
Yüzünü görmeden
kalbimi titreten sen misin?
Parlayan mücevher
sıradan taşların içinden
geçip giden...
Sana âşık olmak,
hakikatin kendisiyle yanmak.
Ve o hakikat
beni kör ediyor
başkasına.
Nasıl anlatayım
hesapsız, kitapsız,
beklentisiz bir aşk bu...
Sessiz bir gemi gibi
geçiyor içimden sevdam,
kimseyi rahatsız etmeden,
gönlünden geçmek istiyorum sadece.
Senin gönlün mü bu gezegen?
Senin yüreğin mi bu dünya?
Bu gökyüzü,
bu deniz,
bu toprak…
senin mülkün değil mi?
Sana âşık olan
senin gönlünde olmak istemez mi?
Kim istemez
DİYARI SEN mülkünde
bir adım atmayı,
bir nefes almayı?
Bu garip gönül,
bu biçare sevdalı,
sana muhtaç kalmaz mı?
Sana âşık olan
gezmek ister
senin yeşil bahçelerinde,
tohum olmak ister
toprağında,
güneşe dönmek ister
bir çiçek gibi.
Çünkü
sana âşık olan
yalnız seni ister.
Ve hiçbir şey istemez
senden başka.
Kayıt Tarihi : 18.6.2025 23:06:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!