Bezm-i elest'te söz verdikten sonra,
Karanlık hücremde yürüdüm yolu...
iki yüz seksen yıl görmeden ışık,
Dokuz ay on günde aşmışım yolu...
Ondan gelip O'na gittikten sonra,
Olsun uzun kısa, yol; zor karışık! ..
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
Devamını Oku
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




t e b r i k l e r
evet bu hesap bir ince hesap hayata gelirken ince heaplarla halk olduk giderken günahlara karkg olduk mesele pak olarak hakka varmakta bu hesap çok ince
kaleminizden güzel bir şiir okudum tebrikler gönlünüz şen olsun
Tebrik ederim.
İnsan hakları derken insanları öldürmek için silah üretenlere,
demokrasi diyerek demokrasiyi katledenlere ve en güzeli de kin ve nefretini çocuklardan alanlara müthiş bir cevap.
Kutlarım. Az cümleyle çok şey anlatmışınız.
Hayatı ve öteki yüzünü;iki yaşamı ince fikir duygularıyla dizeleyerek ve etkileyerek gönülleri uyaran şiirinizi tebrik eder,güzel başarılarınızın devamını dilerim.Sevgilerimle esen kalınız.Erdoğan Vural
H e s a p........
Bezm-i elest'te söz verdikten sonra,
Karanlık hücremde yürüdüm yolu...
iki yüz seksen yıl görmeden ışık,
Dokuz ay on günde aşmışım yolu...
Ondan gelip O'na gittikten sonra,
Olsun uzun kısa, yol; zor karışık...!
Arz'ın bahçesinde gördüm çift kapı,
Birinden girilir ve başlar yarış...
Kapılar arası bin yıl mesafe,
Ölçtüm, biçtim çıktı hepsi bir karış!
Girdiğim kapı der; bana hoşgeldin!
Çıkacağım kapı, nereye varış...
Bu hesap çetrefil kim bilebilir?
Vardır bir bilen'de belki kim bilir...
On'da bir, yüz'de bir, katsan; bin'de bir!
Milyon kere milyon çarpsan hiç! olur...
İnsan; sağ iken yük omuzlarında,
Ya ölünce kendi söyle; nerdedir?
Recep Odacı
Egitici, düsündürücü, anlamli güzel bir siir, tam puanimla tebriklerimi sunuyorum...
Güldeste siir grubumuza hos geldiniz efendim...
Bu şiir ile ilgili 7 tane yorum bulunmakta