Gurbet;
bir adım değil,
adım attıkça büyüyen bir mesafedir.
Arkana dönüp baktığında
küçülen şehirler değil,
içinde büyüyen bir boşluktur.
Uzaklık;
iki şehir arasındaki yol değildir yalnız.
Bir kokunun artık sana ulaşmaması,
bir kapının sesini hatırlayıp
bir daha duyamamaktır.
Gurbet;
aynı anda iki yerde olamamaktır.
Bir yerde bedenin durur,
öte yerde kalbin bekler.
Hangisini seçsen
bir yanın eksik kalır.
Uzaklık;
takvimlerin farklı akmasıdır.
Sen burada sabahı karşılarken
orası geceye yaslanır.
Aynı anı paylaşamazsın;
birinin sevinci,
ötekinin uykusuna denk gelir.
Gurbet;
bir sesin içini ısıtıp
ardından daha çok üşütmesidir.
Telefon kapanır,
oda genişler.
Duvarlar büyür,
sessizlik çoğalır.
Uzaklık;
bir sarılmanın hayale dönüşmesidir.
Omzuna baş koyduğunu düşünürsün,
ama yastığın soğuktur.
Gözlerini kaparsın,
mesafe açılmaz.
Gurbet;
yolların bitip
hasretin bitmemesidir.
Bavullar açılır,
eşyalar yerleşir,
ama içindeki yerleşememe hali
hep ayakta kalır.
Uzaklık;
alışmaya çalıştıkça
daha çok fark ettiğin bir sızıdır.
Gülersin,
çalışırsın,
yaşarsın;
ama bir an gelir
içinden bir şey “orada” kalmıştır.
Gurbet;
dönüşü hayal ederek yaşamaktır.
Bir kapının önünde durduğunu,
bir eşiği yeniden geçtiğini,
mesafenin sustuğunu düşünmektir.
Ama en çok da
şudur gurbet:
Uzaklığın
insanı ikiye bölmesidir.
Bir yanın bulunduğu yerde büyür,
öte yanın hep geride kalır.
Ve bilirsin;
mesafe bazen azalır,
yollar kısalır belki.
Ama insanın içinde açılan o uzaklık
kolay kolay kapanmaz.
Kayıt Tarihi : 3.3.2026 21:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




takvimlerin farklı akmasıdır.
Sen burada sabahı karşılarken
orası geceye yaslanır.
çok güzeldi hasret, şiirdi... tebrikler... ha evet bu dizeleri yazan kalemin yerinde olmak ister miydim... kesinlikle hayır :)
peki,
bizden de size küçük bir hatıra...
.
...
.
yüreğine kara kirpiklerle diktin beni,
sana bulutları göstererek,
- bu tabloyu kim yapmış
diye sormuştum,
sense,
- gökyüzümsün
dedin bana madem,
o halde söyle hekimim;
hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz…,
ve sanılıyor mu ki,
gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir…,
vaslına erdiğin sır ırmakları menzilin olsun…,
ayağına diken batmadan;
zindan çilenin izleri alnında,
gücenmiş dudaklarından süzülen tebessüm,
yüreğine ve yufka bağrına aksın,
ve sen tekil bir itikaf çal kendine…,
felek rüzgarında ağaran şakaklarının ak ışıltısı
ve gece gözlerinden süzülen hüznünle
bakarken uzaklara,
aşkın soldurduğu dudakların kapalı,
omzunda reyhanlıdan ayrılığın ağır yükü,
kederlisin…,
duru sular kadar yorgun,
ve yoksun...,
kaç kez dedim tabibim,
bir kan merkezi tufanında unuttum bildiklerimi,
köklerinden kopuk ve ömrüme sığmayan,
bir gurbet yolculuğuna savurdu
zahirin günübirlik oyunları…,
neyi aşk sandığını unutmuş,
bir hafızasız yürek belle beni
hicretinin vefalısı olarak,
ah;
adını hecele süreyyanın,
ve kaç asırdır suskunsun sen mo/na/li/sa…,
ki sen anadolu gırtlaklı bir kayyumsun,
kimse senin gibi söyleyemezken,
öyle doğal gelir ki sana çağırmak adımı,
ve gırtlağından süzülen sesine
ömrümü feda etmek istemem de keza bana…,
sen;
elmacık kemiklerinden akan
eflatun ırmakların çakıl taşları ile,
üç taş oynayan…,
ihramı iç/inde mütemadî bir umrede,
yalınayak seyy/ah/sın,
ve
çocuk yürekli bir çukurova bozlağına
her veda edişimle çoğalan,
aşkın salyalarından tiksinmeyen
ben,
kalbinin ılık suyunda,
gurbet garipliğimi saklarken,
pişkin bir vefasızlıkla…,
buyurgan nefsimin,
yüreğine attığı tırnak izlerinin,
tahammülle bağışlayanısın…,
ah;
.
...
.
TÜM YORUMLAR (1)