Bir sancı ki dolar dolar içime
Karanlığa boğar gönül yarası
Düşünceler döner başka biçime
Bir meçhule doğar gönül yarası
Dilime dolanır bir iki hece
Ayaza çalıyor karanlık gece
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
Devamını Oku
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları




YARALANMAK NİYE
İçmek…
İlk aklımıza gelen su içmek olur. Zira hiçbir canlı susuz yaşayamaz. Yani su hayatın temel taşı, kaynağıdır. İnsanın yaratılışında bile su ve toprak (balçık) olduğu düşünülürse…
Sonrasında sıvı olan pek çok şey akla gelebilir.
Zevk verici, sarhoş edici şeyler mesela…
Yahut insanı kendinden geçirecek türden ot benzeri şeylerden mamül zararlılar…
Bunları bilerek veya özenerek içeriz ki, irademiz dahilindedir.
Peki ya bade içmek?
Tabi herkes bade içemez de, en azından onun ilk adımı sayılabilecek aşk nefesini ciğerlerine çekebilir. Maddeten sevmektir bunun adı. Herhangi bir varlığa karşı duyulan ilgi de ilk adımıdır. Sonrasında bağlanma, aşırıya kaçan sevgi duygusu, iptila derecesinde içselleştirme ve nihayetinde başka âlemlere geçme arzusu…
Gönül yarası…
İnsan durduk yere kendini yaralamak ister mi?
Bu yara hem acıtır, hem yakar, hem öldürür…
Gönül yarasına söz geçmez. Sevgiliden başkası derman bulamaz. Belki kabuk bağlar ama için için yanmaya, için için kanamaya devam eder.
Ta ki, can bedende durdukça…
Güzel dörtlükler.
Kutluyorum, değerli Cürül kardeşim.
Sevgi ve saygı rüzgârları esenliğiniz olsun.
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta