Mevcudiyet davamı tazeledim bugün
Mağlup olmadım gürültülü fotoğraflara
Yatsı ezanının duvarlara aksedeceği bir vakitti
Düşündüm neden devrilmek bir göz darbesi kadar kolay?
Göğsümde bu, sekiz asırdır
Sekiz hazan, sekiz haziran ve bin elemle müptela iflah olmaz kavgam
Sual edilmedi, söyleyemedim
Yorgun değilim hasretliyim
Müphem bir diyarda ayakları prangalı köleyim
Geceleri durmak bilmeyen fikir yağmurlarım
Aklımın gölgelerine ızdıraplı ateşler yağdırıyor
Beni kendinden azad eyle
İsmin göğsümde hangi kemiklerimi kırdı bileyim
Vuslattan geçtim
Geçtim ciğerlerimde dolanan rayihandan senin
Bir defa çarpışsa gözlerimiz ne olur
Sana bir anda sekiz asrı anlatsam
Yek nigahta anlasan bütün ızdıraplarımı
Çehreni mesken eyleyen çizgileri süzse gözlerim
Gözlerin bir umman iken gark etse beni
Bir sahra iken giriftar olsa ciğerlerim çehrenin ihrakına
Tenine değmeden tutsam ellerini
Ayakta duramasam ve kaldırsan kollarımdan
Asırlık zelzelelerimi seyretsen ellerimden
Nefes aldığımda nasıl çürüdüğümü bir bilsen
Hiçbir satırda geçmesem
Hiçbir şah söylemese ve teşhir edilsem geda pazarında
Bir defa yâd etse lisanın bendeyi ne olur!
Ben kaybetmişken sen bulsan beni
Bir an belki bir lahza dursan
Bütün gittiklerine bedel olsa tek nigahın
Mavi eteklerinde yine görsem hürriyeti
Her asumanda kırılan kanatlarım iyileşse göğünde
Kaşlarının arasındaki çukurda bir kendimi görsem ne olur!
Ne bir el ne bir iz olsa düştüğüm kaşlarında
Sana damarlarımdan süzdüğüm şiirlerimi okusam
Ben konuşmasam ama sen en derin yaralarımı duysan ne olur
Göğsümün derinliklerinde bulundu desem sekiz asırlık yüzün
Kaldırıldığında kemiklerim göğsümü kapatan bakışlarının altından
Sendin ince ince aydınlanan
İsa kadar eski milattan evvel Adem yılında
Bir yalnızlık buldum desem, senden çok uzakta
Alışılmamış yalnızlıklar, öyle ki hissettiriyor elim yalnızlıkları
Yüküm çok eski, omuzlarım taşıyor en müphem seneleri
Dağlar kadar yükseliyor sessizlik
Şahikasını kıskandırıyor dağların, beyaz şakaklarım
Gelince Nebi-i Ekber, şakamlarımda dolanan mermi malûm oluyor
Sen zihnimin en ücra köşelerinden kurtuluyorsun
Karanlıkları boğuyor ellerin ve duvarlara yazılan ilk harf sen oluyorsun
İlk seni öğreniyor insan
Dişlerimi sıyıran ilk kelime sana isabet ediyor
Neymiş biliyorum kaburgalarımın kemiklerindeki müphem acı
Büyüyen neymiş
Neymiş kaburgalarımdaki boşluğu tamamlayan noksan sancı
Benim kaburgalarımdan yaratılan sendin
Sendin mahrum bırakan kemiklerimdeki dört harf ve bir kelimeyi
Artık ziyan!
Bu son zamanları yemini bozulmuş asırlık aktin
İşte dört basamaklı bir merdiven
Darağacında boynuma dolanan kanlı ismin
İşte dağladığın dudaklarımda bozduğum yemin
İşte karşımda yeni İstanbul ve eski Konstantin
Bozdum
Ama beni gaflette bulursan yine
Ve
Uykulu gözlerimde kavrulursa gözlerin bir ızdırap ile
Üç akşam memnu kıldırıp sadrıma
Asuman ile uçurumun Araf’ında yine seveceğim seni.
[00.37.54 / 06.10.2025 - Pazartesi | Adapazarı]
Kayıt Tarihi : 8.2.2026 17:47:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!