Gerçek dipsiz .....hiç bir insanı tam olarak bilemeyeceğiz......söyleyeceklerim bir hiç.....çünkü anlatılması gereken anlatılırken dipsiz .....bu son! Ben artık ölmeyeceğim.....ölümün bile bir usulü var ....Bir yere yatış şekli var .... hangi odada hangi uzanış böyle yersiz ...hangi karanlık hangi sayfada hangi yazıya kör baktı böyle.....elimi uzatırken hangi gerçek karışıyor mürekkeplere! Kulağımı kapıyorum oysa ben...kulağımı delen küpelere...... çisil çisil sessiz .... bu akşam! Yürek borazanını öttürürse eğer....masallar hakikatsiz....ve ben uyku dolu olduğum gerçeğini uyanmakla didik didik etsem .....yinede değişmeyecek....çünkü gerçek dipsiz ..... o zaman anneciğim beni sev ....ama susarak çünkü her yolumda gerçeğe açılan bir kapı.... her yalanda söylememem gereken bir doğru var .....dudak payı bırak kapı aralığına çünkü gecenin kaçı olursa olsun .....aniden uyanmak kadar ve o gerçeğin tonelerini yüzünü lavaboda yıkayana kadar ..... ve sen ne kadar yıkarsan yıka.....değişmeyecek bir gerçek var .....hayat ölümün nabzını yoklukta hissettiginde kaderine havlu atar .....
Şiirin karnını bir akşamla yaralamak için....belkide sancısında doğdu bu satırlar.....
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta