gün batmadan gel.
içtiğim son kadeh
masada yetim kalmadan,
akşam denize gömülüp
gece benimle baş başa kalmadan gel.
kader dediğin nedir ki?
biraz geç kalmışlık,
biraz yanlış kapı,
biraz da doğru insanı
yanlış zamanda sevmek.
ben seni
zamana rağmen sevdim.
şimdi zaman
senden yana işliyor.
sevgim sahipsiz kalmadan gel.
gece bitmeden gel.
yalnızlığı dost edinmeden,
bir sandalye çekip karşıma oturtmadan,
ona senden bahsetmeye başlamadan gel.
çünkü yalnızlık
önce misafir olur insana,
sonra ekmeğine ortak,
sonra sırrına.
en sonunda
ev sahibi.
ben kendi yüreğimde
kiracı kalmadan gel.
rüzgar adını
dudaklarımdan söküp götürmeden,
her ayak sesini sana,
her gölgeyi yüzüne benzetmekten
yorulmadan gel.
sevgim sahipsiz kalmadan gel.
umut tükenmeden gel.
sigaramın dumanı
tavana varıp kaybolmadan,
kül tablasındaki izmaritler
sensiz geçen gecelerimin
çetelesini tutmadan gel.
sorma kaç kadeh içtim.
insan
sevdiğini sayar da
unutmak için içtiklerini sayar mı?
ben seni
bir sarhoşun şişeye sarıldığı gibi değil,
bir mahkumun
gökyüzüne baktığı gibi sevdim.
uzak,
dokunulmaz
ve vazgeçilmez.
şimdi söyle,
hangisi daha büyük mahkumiyet?
dört duvar arasında kalmak mı,
yoksa bir insanın yokluğunda
ömür tüketmek mi?
sevgim sahipsiz kalmadan gel.
uzaklığına alışmadan gel.
çünkü insan
her şeye alışıyor.
açlığa,
yoksulluğa,
yalnızlığa,
ihanete.
ve en korkuncu
yokluğuna.
bir sabah uyanıyorsun,
canın eskisi kadar yanmıyor.
işte o gün
sevdiğini ikinci kez kaybediyorsun.
ilkinde o gidiyor,
ikincisinde
sen onu içinden uğurluyorsun.
ben seni içimden
uğurlamadan gel.
yaran hala sıcakken,
adın hala canımı yakarken,
bir şarkının ortasında
boğazım hala düğümleniyorken.
gel.
ben seni unutacak kadar
iyileşmek istemiyorum.
bazı yaralar
insanın başına gelmiş en güzel şeyin
son hatırasıdır.
varsın acısın.
sevgim sahipsiz kalmadan gel.
biz bitmeden gel.
sözlerim çıra gibi yanmadan,
edilen yeminler
birer birer intihar etmeden,
ölene kadar dediğimiz günler
mezar taşına dönüşmeden gel.
göğsümde açtığın yara
kabuk bağlamadan,
nefesim sensizliğe alışmadan,
rüyalarım
seni benden önce terk etmeden gel.
gururun varsa
kapıda bırak.
ben de inadımı bırakayım.
iki yaralı insan
birbirine sarılınca
belki dünya düzelmez.
dünya batsın.
biz düzelsek yeter.
ben senden
cennet istemedim ki.
bir masa,
iki sandalye,
bir parça ekmek,
yarım kadeh
ve karşımda sen.
hepsi bu.
cennet bundan fazlaysa
fazlası dünyanın olsun.
malı da,
mülkü de,
şanı da,
şöhreti de.
bir mezara
kaç tapu sığıyor?
insan iki metre toprağa
sığacak kadar küçükken,
neden dünyayı sırtına alacak kadar
büyük yaşar?
benim dünyam sendin.
sen gidince
hafiflerim sanmıştım.
meğer insan
dünyasını kaybedince
hafiflemezmiş.
boşlukta kalırmış.
sevgim sahipsiz kalmadan gel.
sabah olmadan gel.
meyhaneci sandalyeleri toplamadan,
garson önümdeki boş şişelere bakıp
kaç gece yaşlandığımı anlamadan,
sokaklar gecenin günahlarını
güneşe teslim etmeden gel.
kapıdan gir.
hiçbir şey söyleme.
ben de sormayayım
neden gittin?
bazı soruların cevabı
sevgiyi büyütmez,
yalnızca yarayı konuşturur.
otur karşıma.
bak gözlerime.
eğer hala oradaysan
sarıl bana.
eğer ben hala oradaysam
hiç bırakma.
çünkü ben
kaderime sövdüm,
geceye sövdüm,
mesafelere,
saatlere,
şu kahrolası bekleyişe sövdüm.
bir sana sövemedim.
insan sevdiğine kızar,
bağırır,
kapıları çarpar.
ama yüreği
dilinin arkasından
sessizce tövbe eder.
sevgim sahipsiz kalmadan gel.
ömrüm bitmeden gel.
saçlarımdaki aklar
seni benden önce unutmadan,
ellerim titreyip
yüzünü tanıyamadan,
gözlerim bir gün
kapıya bakmaktan vazgeçmeden gel.
çünkü insanın ömrünü
yaşadığı yıllar tüketmiyor.
Beklediği insanlar tüketiyor.
ben seni
bir ömür bekledim.
belki de
bir ömürden fazla.
takvim bilmez bunu.
saat bilmez.
bir tek
geceleri kapıya bakanlar bilir.
gel...
gün batmadan,
gece bitmeden,
umut tükenmeden,
biz bitmeden gel.
hatıralar sararmadan,
fotoğraflar yabancılaşmadan,
sesini hatırlamak için
eski şarkılara muhtaç olmadan gel.
çünkü ben
gitmeyi yüreğimde büyütmüşüm.
meğer gitmek
bir valiz hazırlamak değilmiş.
Bir kapıyı çekip çıkmak,
bir trene binmek,
bir şehri terk etmek de değilmiş.
gitmek,
önce gözden uzaklaşmakmış.
sonra sesten.
sonra kokudan.
sonra hatıralardan.
ve bir gün
insan fark etmeden
yürekten.
işte
oraya varmadan gel.
çünkü gözden giden bulunur.
yoldan giden döner.
uzağa giden
bir gün çıkıp gelebilir.
ama insan
birinin yüreğinden gittiyse.
artık hiçbir yol
onu geri getirmez.
onun için gel.
ne yarın,
ne bir başka bahar,
ne de “bir gün”...
şimdi.
ben hala seni severken,
adını duyunca
içimde bir şey hala titrerken,
kapının her açılışında
başımı hala kaldırıyorken,
sen hala
bu şiirin her dizesindeyken.
gel.
çünkü bazı insanlar
geç kalınca bir treni kaçırır.
bazıları bir vapuru.
bazıları bir ömrü.
sen beni kaçırma.
ben hala buradayım.
kadehim yarım.
sigaram yanıyor.
gece bitiyor.
ve yüreğimde
senin oturduğun yere
hala kimseyi oturtmadım.
ama acele et.
çünkü sevda da
insan gibidir.
bekler,
direnir,
yaralanır.
ve bir gün
hiç ses çıkarmadan ölür.
o gün gelmeden gel.
sevgim sahipsiz kalmadan gel.
✍️
Mustafa AlpKayıt Tarihi : 23.08.2026 18:30:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!