Gedâ Şiiri - Bekir Erçalışkan

Bekir Erçalışkan
54

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Gedâ


Bezm-i Elest’te bade-i aşkı içtik câm-ı mukaddesle,
"Kal-u Belâ" demiştik o dem ruhânî bir nefesle.
Lakin nisyana daldık, nefse olup perestiş,
Mahbus olup mahzun kaldık, bu dâr-ı pür-hevesle."

Derd-i dile dermansın, Sensin Mevlâ-yı Kerim,
Hâşâ ki küfre gark olduk, ettik cürm-ü azîm.
Viran olan bu kalbi, kıl tecellinle mâmur,
Zira Sensin her daim, o Rahman-ı Rahim.

Nice nebi gönderdin, râh-ı Hakk’ı ayân ettin,
Zulmet-i cehli yakıp, sırr-ı dini beyân ettin.
Kitab-ı Mübin ile verdin bize doğru haberi,
Gönül mülkün nurunla, pür-ziyâ ve revân ettin.

Lût ile Semut kavmi, kahrınla oldu helâk,
Hükm-ü Celâlin ile kılındı dâim ihrak.
Hâlâ inkişak etmez mi, şu basiretsiz çeşmân?
Sarsmaz mı kalbi acep, bunca hûnîn inşikâk?

Yunus’un dilinden, aşk meyinden içirdin,
Gönül şehrinden bizi, Hak yoluna geçirdin.
Hallâc-ı Mansur gibi, dâr-ı aşkta can verip,
Varlık denen hicabı, lütfunla ref’eyledin.

Geylânî’nin eliyle, her dertliyi güldürdün,
Basrî’nin yaşlarıyla, nefsi yaşken öldürdün.
Kudretinle mürşidi, her gönüle yar kılıp,
Zulmet çöken ruhları, nurunla hep dindirdin.

Halîl’i nâra attın, nârı gül-zâr eyledin,
Eyüp’ün her derdini, sabırla kâr eyledin.
Zifirî karanlıkta, Balıkğın karnındayken,
Zünnûn’un feryâdını, nûrunla şâr eyledin.

Ya İlahi! Kapında bir gedâ-yı bî-çâreyiz,
Aşk oduyla yanmışız, sîne-i sad-pâreyiz.
Rahmetinle şâd eyle, mahşerde bu kulunu,
Zira Senden gayrına, her daim bî-gâneyiz.

14.03.2026
20:53

******************************

Ezel meclisinde sevda şerbetini içmiştik kutsal kadehle,
“Söz verdik” demiştik o vakit ruhsal bir nefesle.
Fakat unutkanlığa daldık, benliğe tapıp,
Tutsak olup hüzünlü kaldık, bu geçici hevesle.

Gönül derdine dermansın, Sensin cömert Efendimiz,
Yazık ki inkâra saptık, işledik büyük bir suç.
Yıkık olan bu kalbi, görünüşünle onar,
Çünkü Sensin her zaman, o bağışlayan ve acıyan.

Nice peygamber gönderdin, Hakk’ın yolunu açık ettin,
Cahilliğin karanlığını yakıp, dinin sırrını açıkladın.
Apaçık Kitap ile verdin bize doğru haberi,
Gönül ülkesini ışığınla, aydınlık ve yürür eyledin.

Lût ile Semut halkı, öfkenle yok oldu,
Büyük hükmün ile kılındı daima yanış.
Hâlâ açılıp uyanmaz mı, şu gerçeği görmeyen gözler?
Sarsmaz mı kalbi acaba, bunca kanlı parçalanış?

Yunus’un dilinden, aşk şerbetinden içirdin,
Gönül şehrinden bizi, Hak yoluna geçirdin.
Hallâc-ı Mansur gibi, aşk meydanında can verip,
Varlık denen perdeyi, lütfunla kaldırdın.

Geylânî’nin eliyle, her dertliyi güldürdün,
Basrî’nin yaşlarıyla, nefsi tazeyken öldürdün.
Gücünle yol göstereni, her gönüle dost kılıp,
Karanlık çöken ruhları, ışığınla hep dindirdin.

İbrahim’i ateşe attın, ateşi gül bahçesi eyledin,
Eyüp’ün her derdini, sabırla kazanç eyledin.
Zifirî karanlıkta, balığın karnındayken,
Yunus’un feryâdını, ışığınla aydınlık eyledin.

Ya İlahi! Kapında bir çaresiz dilenciyiz,
Aşk ateşiyle yanmışız, göğsü parça parçayız.
Merhametinle mutlu et, kıyamette bu kulunu,
Çünkü Senden başkasına, her zaman yabancıyız.

**********************************

1. Kıta: Yaradılış ve Unutuş
Bezm-i Elest: Ruhların yaratıldığı ve Allah’a söz verdiği ilk meclis.
Bâde-i Aşk: Aşk şarabı (İlahi aşkın sarhoşluğu).
Câm-ı Mukaddes: Kutsal kadeh.
Kâl-u Belâ: “Evet, Sen bizim Rabbimizsin” diyerek verilen sözün zamanı.
Ruhânî: Ruha ait, ruhla ilgili olan.
Nisyan: Unutma, unutkanlık.
Perestiş: Tapınma, aşırı derecede düşkün olma.
Mahbus: Hapsedilmiş, tutsak.
Mahzun: Üzgün, dertli.
Dâr-ı Pür-heves: Geçici heveslerle dolu dünya evi.

2. Kıta: Sığınış ve Tövbe
Derd-i Dil: Gönül derdi.
Mevlâ-yı Kerîm: Sonsuz lütuf ve ikram sahibi olan Efendimiz.
Hâşâ: “Asla, uzak olsun” anlamında bir ünlem.
Gark Olmak: Boğulmak, içine batmak.
Cürm-ü Azîm: Çok büyük günah, büyük suç.
Tecelli: Görünme, ortaya çıkma (İlahi nurun yansıması).
Mâmur: Bayındır, onarılmış, şenlenmiş.
Rahmân-ı Rahîm: Çok merhametli ve esirgeyen.

3. Kıta: Peygamberler ve Tebliğ
Râh-ı Hakk: Hak yolu, Allah’ın yolu.
Ayân Etmek: Açıkça belli etmek, göstermek.
Zulmet-i Cehl: Cahilliğin karanlığı.
Sırr-ı Din: Dinin gizli ve derin hakikatleri.
Beyân Etmek: Açıklamak, bildirmek.
Kitâb-ı Mübîn: Her şeyi açıklayan, apaçık kitap (Kur’an-ı Kerim).
Pür-ziyâ: Işık dolu, çok aydınlık.
Revân Etmek: Yürütmek, akıp gitmesini sağlamak.

4. Kıta: İbret ve Helâk
Helâk: Yok olma, mahvolma.
Hükm-ü Celâl: Allah’ın sonsuz heybet ve öfkesini içeren hükmü.
İhrak: Yakma, yanış.
İnkişak: Yarılma, çatlayıp açılma (Gözün uyanması manasında).
Çeşmân: Gözler.
Hûnîn: Kanlı.
İnşikâk: Parçalanma, yarılma.

5.&6. Kıta: Gönül Erleri ve Rehberler
Mey: Şarap (Tasavvufta manevi sarhoşluk).
Dâr-ı Aşk: Aşk meydanı veya aşkın idam sehpası (Mansur’un idamına atıf).
Hicap: Perde, engel.
Ref’eylemek: Kaldırmak, ortadan kaldırmak.
Nefsi Yaşken Öldürmek: Nefsi daha güçlenmeden, terbiye ile etkisiz hale getirmek.
Mürşid: Doğru yolu gösteren kılavuz, manevi rehber.
Zulmet: Karanlık.

7.&8. Kıta: Mucizeler ve Final
Halîl: Allah’ın dostu (Hz. İbrahim).
Nâr: Ateş.
Gül-zâr: Gül bahçesi.
Zünnûn: Balık sahibi (Hz. Yunus).
Şâr: Aydınlatılmış şehir veya nurun yayılması.
Gedâ-yı Bî-çâre: Çaresiz dilenci/kul.
Aşk Odu: Aşk ateşi.
Sîne-i Sad-pâre: Yüz parça olmuş, yaralı göğüs.
Şâd Eylemek: Sevindirmek, mutlu etmek.
Bî-gâne: Yabancı, ilgisiz.

Bekir Erçalışkan
Kayıt Tarihi : 14.03.2026 20:55:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!