GEÇ-MİŞ
Sil baştan yaşama şansı verilseydi diyor şair
Sil baştan yaşama şansı verilseydi eğer.
Kusursuz heybetli adamların omurgaları eğildiğinde
Bastonları dizlerinin yanında öğütler verirler geçmişlerine bakarak
Yaşları Seksen üstü olduğunda.
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
Devamını Oku
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Hayat sadece güzel, iyi, doğru ve diğer olumlu kabul edilen eylem, tutum ve davranışların toplamı değildir… Gerçekçi bir yaklaşım sergilenecekse, hataların, acıların ve gözyaşlarının da hayata dahil olduğudur. Dikensiz gül bahçesi hiç kimseye vaat edilmedi.
Eğer öyle olsaydı, kutsal kitaplarda anlatılan ve insanlığın atası kabul edilen Adem "cennet"ten kovulmazdı. Kovulduğunda ise kötülükle sınanacağı kendisine beyan edilmişti.
Gerçekten Adem yaşamış mı, cennet var mı kesin bilmiyoruz. Bildiğimiz hayat, yaşadığımız periyoda ayın her iki yüzünün de dahil olduğu.
"Hayatıma dâhil olamayan insanları bırakırdım yine korkusuzca
Beslenmiyorsa kalbim nasip etmezdim gölgemi kimsenin toprağına." Hayatımıza DÂHIL olmayanları elemek elbette kolay. Zor olan hayatın bir parçası olan ya da hayatımıza dahil edip ömrümüzün büyük bir bölümünü çalanlar öyle iddia edildiği gibi bir "kurşun kalem hatası" gibi basit bir silgi ile silmek pek kolay olmuyor… İstesek de istemesek de "acı"ları bizi belli bir süre takip edecek bir gölge gibi.
Doğrudur, iyi bir sürücü kural olarak hep önüne bakmalı fakat dikiz aynasına zaman zaman göz atmasının daha iyi bir sürüş tekniği olduğu konusunda çoğumuz hemfikiriz.
Hatalarla yaşamaktansa, yapılmış hataların toplamından daha iyiyi daha güzeli daha doğru olanı seçmek en doğrusu… Yaşadıklatımızla insanlara örnek olmalıyız, nasihatlarımızla değil!
Hazırlanmış lezzetli bir yemek tadında denemeniz! Başladığı gibi bitiyor. Seçilen konuda neredeyse her kes bir şeyle söylemeyi kendini zorunlu hissediyor…. Mutlu bir hayat size eşlik etsin!
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta