Bir sabah huzur olmuyor burada,
Güneş doğmayı unutmuş sanki.
Gecenin bağrında patlayan feryatlar,
Sarmalıyor minareyi, sarmalıyor yürekleri.
İçinde anne, içinde çocuk,
İçinde paramparça bir dua var.
Beton yığınları arasında
Bir beşik devrilmiş...
İçinde bir oyuncak,
Ve hâlâ sıcak bir tenin hatırası kalmış.
Adı daha konmamış bir bebeğin
Sessizce göğe yükselen soluğu...
Sokaklar artık adres değil,
Her köşe başı birer mezar taşı.
Ev dediğin şey,
İçinde dört duvar değil artık;
Kimi yok, kimi eksik,
Kimi “Allah’a emanet ol” deyip gitmiş,
Dönmemek üzere...
Bir baba var,
Küçük oğlunun ayakkabısını bulmuş,
Kokusunu içine çekiyor
Sanki o kokuda yaşama umudu var hâlâ.
Ve bir kadın, gözlerini göğe dikmiş,
Soruyor:
“Ey Rabbim…
Çocuklar neden bu kadar günahsızken
En çok onlar ölür?”
Susar haber bültenleri,
Susar vicdanlar,
Susar kalabalık şehirler.
Ama bir taş konuşur Filistin’de,
Bir çocuk bağırır:
“Biz de insandık!”
Ve dünya körlüğüne devam eder.
Bir kız çocuğu saçlarına bombaların tozunu örer,
Oyun arkadaşları mezarlıklarda şimdi.
Sapanla direnmek,
Kurşunlara kafa tutmak kadar delice,
Ama bir o kadar da onurludur burada.
Çünkü her çocuk,
Kendini göğe salınan bir uçurtma gibi hisseder.
Düşerse ya şehittir, ya da yalnızca unutturulmuş bir isim…
Zaman burada ölür,
Takvim yaprakları değil,
İnsanlar kopar günden güne.
Dünya döner ama
Bu sokaklarda hiçbir şey değişmez asırlarca.
Bir çığlık başlar beşikte,
Ve susturulmadan mezara varır.
Yaş değil, kan damlar gözlerden.
Ve ben…
Sadece izlerim,
Yutkunurum bir ekmek lokmasında,
Uyurken evsiz kalan çocukları düşünürüm,
Utanırım kendimden.
Bir molozun altında sıkışmış oyuncak kadar çaresizim,
Kırgınım kendime.
Ey dünyalı!
Ya sen,
Ne zaman utanacaksın?
S.GÖL
Kayıt Tarihi : 5.7.2025 07:54:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!