Ve güz geldi Fatma Nur...
Dünya, aydınlık sabahlarını usul usul yitiriyor.
Göğün maviliğinde ağır ağır dolaşan bulutlar var. Yağmur, ha yağdı ha yağacak...
Bazen insanın içi de gökyüzü gibidir kızım.
Hiç kimsenin görmediği yağmurlar yağar içine.
Kimsenin duymadığı gök gürültüleri kopar.
Ve insan, yüzünde güneş varken bile içinde uzun bir kış taşıyabilir.
Ben de bazı günler öyleyim Fatma Nur.
Nedenini tam bilemediğim bir keder dolaşıyor içimde.
Kalbimin üzerinde yılların bıraktığı ince bıçak izleri...
Yüzüm, ömrümün atlası sanki.
Düzlüklerinde huzur aradım,
yüksekliklerinde korktum,
uçurumlarında kendimden parçalar bıraktım.
Şimdi sana bakıyorum.
Ve düşünüyorum:
Acaba insanın en güzel tarafı, hiç düşmemesi mi;
yoksa düştüğü yerden yeniden kalkmayı öğrenmesi mi?
Bence ikincisi kızım.
Çünkü hayat bize her zaman istediğimizi vermiyor.
Bazen beklediğimizi geciktiriyor,
bazen elimizden aldığını sandığımız şeylerin yerine başka kapılar açıyor.
Sen büyürken bunu çok kez göreceksin.
İnsanlara güveneceksin.
Bazıları güvenini hak edecek, bazıları etmeyecek.
Seveceksin.
Bazı sevgiler ömründe iz bırakacak, bazıları sadece bir ders olacak.
Üzüleceksin.
Hatta bazen neden üzüldüğünü bile anlayamayacaksın.
Ama sakın kızım...
Acı çektiğin için kendini eksik sanma.
İnsan, yalnızca mutlu olduğu günlerden oluşmaz.
Keder de insanı büyütür.
Kaybetmek de öğretir.
Beklemek de.
Susmak da.
Bazen insanın en büyük öğretmeni, kendi içindeki sessizliktir.
---
Fatma Nur...
Her şeyi iyi tarafından görmek gerektiğini söyleyen çok insan olacak sana.
Ama ben sana başka bir şey söylemek istiyorum:
Her şeyin iyi tarafını bulmak zorunda değilsin.
Bazen acıya acı diyebilirsin.
Bazen “Ben yoruldum.” diyebilirsin.
Bazen “Bunu hak etmedim.” diyebilirsin.
Bazen ağlayabilirsin.
Güçlü olmak, hiç ağlamamak değildir kızım.
Güçlü olmak, gözyaşlarını saklamak zorunda kalmadan yine de yoluna devam edebilmektir.
Çünkü gökyüzünü görmeden maviyi anlayamaz insan.
Kışı yaşamadan baharın kıymetini bilemez.
Kaybetmeden sahip olduklarının değerini anlayamaz.
Ve hiç yalnız kalmadan, yanında duran bir insanın ne kadar kıymetli olduğunu öğrenemez.
---
Bir gün hayat seni seçimlerin önüne koyacak.
Sağ mı, sol mu?
Kalmak mı, gitmek mi?
Susmak mı, konuşmak mı?
Affetmek mi, unutmak mı?
İnsanların istediği gibi yaşamak mı, kendi istediğin gibi yaşamak mı?
İşte o gün, kızım, kendini dinle.
Ama yalnızca kalbini değil.
Aklını da dinle.
Çünkü kalp bazen çok güzel şeyler söyler ama yol tarifini akıl yapar.
Ne yalnızca aklının esiri ol,
ne yalnızca duygularının.
İkisini yan yana taşı.
Ve en önemlisi:
Kendi hayatının direksiyonunu başkasına verme.
---
Fatma Nur...
Sana büyük bir servet bırakamayabilirim.
Dünyanın bütün kapılarını açacak anahtarları da veremem.
Ama sana yılların bana öğrettiği birkaç şeyi bırakabilirim.
İnsanları makamlarına göre değerlendirme.
Paralarına göre sevme.
Giydiklerine göre saygı duyma.
Kalabalıkta çok konuşana değil, yalnızken de karakterini koruyana bak.
Bir insanın gerçek yüzünü, senden hiçbir şeye ihtiyacı kalmadığında görürsün.
Ve unutma:
Herkes seni anlayamayacak.
Sen de herkesi anlayamayacaksın.
Bu, hayatın en büyük eksikliği değil.
İnsanın sınırıdır.
Kim kimi gerçekten anlayabilir ki?
Belki de insanın en büyük yalnızlığı, kendi içindeki derinliği başkasına bütünüyle anlatamamasıdır.
Bu yüzden seni anlamayan herkese kendini anlatmak için ömrünü tüketme.
Bazı insanlar seni yanlış anlayacak.
Bırak anlasınlar.
Sen kendini doğru bildiğin sürece, onların yanlışları senin gerçeğin olmaz.
---
Yeni şeyler söyle kendine Fatma Nur.
Her gün aynı insan olarak uyanma.
Dün düşündüğünün bugün yanlış olabileceğini kabul et.
Fikrini değiştirmekten utanma.
Yanıldığında özür dile.
Haklı olduğunda kibirlenme.
Kaybettiğinde kendini küçültme.
Kazandığında başkasını ezme.
Ve ne olursa olsun, kalbinin inceliğini koru.
Çünkü bu dünya bazen insanı sertleşmeye zorlar.
Ama sen sertleşmeden de güçlü olabilirsin.
İyi olmak saf olmak değildir.
Merhametli olmak güçsüz olmak değildir.
Affetmek unutmak değildir.
Sınır koymak sevgisizlik değildir.
Ve hayır demek kötülük değildir.
Bunları öğren kızım.
Çünkü hayat sana bunları kitaplardan çok, insanlardan öğretecek.
---
Bir gün evden çıkıp kendi hayatına gideceksin.
Belki başka bir şehirde.
Belki başka bir ülkede.
Belki hiç bilmediğim sokaklarda.
Ben seni düşündüğümde artık küçük kızımı değil, kendi hayatını kurmaya çalışan bir kadını göreceğim.
İşte o zaman içimde garip bir gururla birlikte büyük bir sessizlik olacak.
Çünkü babalar kızlarının büyümesini ister.
Ama onların büyüdüğü gün, çocukluklarının ellerinden usulca kayıp gittiğini de hissederler.
Ben senin çocukluğunun her anını tutamayacağım.
Biliyorum.
Zaman, insanın elinden tutup yürümüyor.
Koşuyor.
Ve biz çoğu zaman onun peşinden yetişmeye çalışıyoruz.
---
Fatma Nur...
Hayatını başkalarının alkışına göre kurma.
Çünkü alkış çabuk diner.
Başkalarının beğenisi değişkendir.
Bugün göklere çıkardıkları insanı yarın yerden yere vurabilirler.
Sen kendi vicdanının karşısında rahat uyuyabiliyor musun?
Asıl soru bu.
Bir gece başını yastığa koyduğunda,
“Bugün kendime ihanet etmedim.”
diyebiliyorsan, yeter.
İnsan bazen herkesi memnun etmeye çalışırken kendini kaybeder.
Sen kendini kaybetme kızım.
Dünyayı kazanmak için kendinden vazgeçme.
---
Ve sev...
Ama kendini unutarak sevme.
Bir insanın yanında ol.
Ama kendi ayaklarının üzerinde durmayı bırakma.
Birine yüreğini aç.
Ama bütün hayatının anahtarını onun cebine koyma.
Çünkü insan insandır.
Bugün yanında olan yarın uzaklaşabilir.
Bugün seni anlayan yarın seni anlayamayabilir.
Hayatın değişebilir.
İnsanların hayatındaki yerin değişebilir.
Ama sen kendinle yaşamaya devam edeceksin.
Bu yüzden önce kendinle iyi geçin.
Kendi sessizliğinden korkma.
Kendi yalnızlığından kaçma.
Bazen yalnızlık insanın kendisiyle tanıştığı tek yerdir.
---
Dünya bir testidir Fatma Nur...
Ömür ise avuçlarımızdan sızan su.
Ne kadar sıkı tutarsak tutalım, parmaklarımızın arasından akıp gidiyor.
Çocukluğun geçti.
Gençliğin geçecek.
Benim yaşlarım da geçiyor.
Bir gün hepimiz, geriye dönüp baktığımızda hayatımızın ne kadar kısa olduğunu anlayacağız.
İşte o gün keşke dememek için bugün yaşa.
Ama ölçüsüz değil.
Kendini tüketmeden.
Başkalarını kırmadan.
Kendine ihanet etmeden.
Korkularının esiri olmadan.
Hayatın sana sunduğu güzellikleri ertelemeden.
Çünkü ertelenen hayat, bir gün hiç yaşanmamış bir hayat olabilir.
---
Fatma Nur...
Sana “hiç üzülme” demeyeceğim.
Çünkü bu mümkün değil.
“Hiç kaybetme” de demeyeceğim.
Çünkü kaybedeceksin.
“Hiç hata yapma” da demeyeceğim.
Çünkü hata yapacaksın.
Ben sana yalnızca şunu söyleyeceğim:
Ne yaşarsan yaşa, kendini yeniden kurmayı öğren.
Bir gün hayatın dağıldığında, parçalarını topla.
Bir dostun giderse, dostluğun anlamını kaybetme.
Bir sevgin biterse, sevebilme yeteneğini kaybetme.
Bir hayalin gerçekleşmezse, hayal kurmayı bırakma.
Bir kapı kapanırsa, bütün dünyanın kapandığını sanma.
Çünkü hayat bazen kapıları kapatırken pencereleri açar.
Biz yalnızca kapıya bakmaktan onları göremeyiz.
---
Ve eğer bir gün çok yorulursan...
Dön.
Ama yenildiğin için değil.
Kendini toparlamak için dön.
Evinin ışığına dön.
Seni seven insanların yanına dön.
Kendi özüne dön.
Çünkü insanın gidecek çok yeri olabilir ama sığınacağı yer sayılıdır.
Benim için sen, o sığınaklardan birisin.
Bunu belki hiç söylemedim.
Belki söylemekte geç kaldım.
Ama bil:
Sen benim hayatımın sadece bir parçası değilsin.
Sen, hayatıma başka bir anlam veren en güzel sebeplerden birisin.
---
Bazen seni izlerken içimden şöyle geçiyor:
“Acaba ona yeterince iyi bir baba olabildim mi?”
Bunun cevabını bilmiyorum.
Ben de hata yaptım Fatma Nur.
Belki seni anlamam gereken yerde anlamadım.
Belki konuşman gereken yerde sustum.
Belki sustuğun yerde sana daha çok soru sormalıydım.
Belki seni korumaya çalışırken bazı yollarını daralttım.
Ama bilmeni isterim:
Hayatım boyunca seni sevmekten hiç vazgeçmedim.
Bazen sevgimi doğru anlatamadım.
Bazen sevgim nasihat gibi göründü.
Bazen korkularımı senin üzerine taşıdım.
Çünkü insan en çok sevdiği insanı kaybetmekten korkuyor.
Ben de seni kaybetmekten değil...
Hayatın içinde kendini kaybetmenden korktum.
---
Şimdi sana bir baba olarak değil,
hayatın biraz kıyısına gelmiş bir yolcu olarak söylüyorum:
Kendine ait bir hayat kur.
Başkasının hayalini yaşama.
Başkasının korkularıyla yaşama.
Başkasının doğrularıyla kendini sınırlama.
Ama özgürlük adına da kendine zarar verme.
Özgürlük, istediğini yapmak değil yalnızca.
Yaptıklarının sorumluluğunu taşıyabilmektir.
---
Bir gün benim sesimi daha az duyacaksın.
Belki telefonlar seyrekleşecek.
Belki hayatın kendi telaşı seni başka yerlere götürecek.
Belki benim yaşım ilerleyecek.
İşte o zaman sana söylemediğim cümleleri hatırlamanı isterim:
**Sen benim kızımsın.**
Ama bundan daha önemlisi,
**sen kendi başına bir insansın.**
Kendi kararların,
kendi yanlışların,
kendi doğruların,
kendi yaraların,
kendi sevinçlerin olacak.
Ben sana yolun tamamını gösteremem.
Çünkü o yolun bazı taşlarına sen basacaksın.
Ben yalnızca karanlıkta eline küçük bir ışık bırakabilirim.
Gerisini sen göreceksin.
---
Yağmur dindi Fatma Nur...
Gökyüzü yine masmavi.
Doğa, her zamanki oyununu oynuyor.
Biraz önce karanlık olan gökyüzü şimdi ışıkla dolu.
Belki hayat da böyle.
Bazen insan yağmurun hiç bitmeyeceğini sanıyor.
Oysa hiçbir yağmur sonsuza kadar sürmüyor.
Bulutlar geçiyor.
Güneş yeniden doğuyor.
Ve insan, bütün yorgunluğuna rağmen bir sabah yeniden gülümsüyor.
İşte umudun anlamı da bu kızım.
Umut, her şeyin iyi olacağına inanmak değildir.
Her şey kötü olduğunda bile yeniden başlayabilecek cesareti bulabilmektir.
---
Fatma Nur...
Bir gün geriye dönüp kendi hayatına baktığında,
“İyi ki yaşamışım.”
diyebilmeni isterim.
“İyi ki sevmişim.”
“İyi ki cesaret etmişim.”
“İyi ki kendim olmuşum.”
diyebilmeni...
İnsanların seni nasıl hatırlayacağından çok,
senin kendi hayatını nasıl hatırlayacağına önem ver.
Ve olur da bir gün dünyaya sığamadığını hissedersen...
Gökyüzüne bak.
O sonsuz mavilikte kendine küçücük de olsa bir yer bul.
Çünkü insan bazen yere fazla baktığı için gökyüzünün ne kadar büyük olduğunu unutuyor.
Sen gökyüzünden vazgeçme kızım.
Hayallerinden de.
İçindeki çocuktan da.
Ama büyümekten de korkma.
Çünkü büyümek çocukluğunu öldürmek değildir.
Çocukluğundaki saflığı, merakı ve sevgiyi yetişkin aklının içine taşıyabilmektir.
---
Ben artık biliyorum:
Hayat kusursuz olmayacak.
Sen de olmayacaksın.
Ben de olmadım.
Hiçbirimiz olmayacağız.
Ama belki hayatın güzelliği tam da burada.
Eksiklerimizle,
yaralarımızla,
yanlışlarımızla,
yenilgilerimizle,
yeniden başlamalarımızla...
Kendimize ait bir hikâye yazıyoruz.
Ben kendi hikâyemin birçok sayfasını yazdım.
Bazılarını gururla,
bazılarını utançla,
bazılarını gözyaşıyla,
bazılarını gülerek...
Şimdi önümde kalan sayfaların en güzel tarafı sensin.
Ve senden sonra ne kadar sayfa kalır bilmiyorum.
Ama bir baba olarak bir dileğim var:
Senin kitabının sayfaları benimkinden daha aydınlık olsun.
Daha çok kahkaha,
daha az korku,
daha çok cesaret,
daha az pişmanlık,
daha çok sevgi,
daha az yalnızlık taşısın.
Ve kitabının sonlarına geldiğinde,
arkana dönüp baktığında,
yüzünde o kendine ait gülümsemeyle şöyle diyebilesin:
**“Ben yaşadım.”**
İşte o zaman, Fatma Nur...
Ben de kendi ömrümün en güzel cümlesini söylemiş olacağım:
**“Kızım, iyi ki sen vardın.”**
Murat FidanKayıt Tarihi : 27.09.2026 17:10:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!