…
notaları ölçüsüz bir sessizliğe gömüldü
yonga yonga kırpılmış bir ömür
ılık lodoslar gitti
acı acı esti poyrazlar
çürüttü gözlerimizdeki yağmuru
ölüm, enkaz altında
ölüm, puslu havada
ölüm, sönen günde
bıçak sırtı gecede;
ölümü çağıran gecede ve
yağmur grisi bir sabahta ölüm
Sabahyıldızı bir hırsız gibi uyandırdı beni
Bir kartal gülümseyişi buğday tarlasından geçti
Yılanlar ilk sütünü içerken
Çakıl taşları tuzlu
Lodosla güreşir bir kanat gölgesi
Bir iğde kokusu savrulur rüzgârla
yeni doğan gün ayaklanır
güneşte kınalanır mineler
yağmurda yıkanır çimenler
seherde yeşerir gelincikler
kırlangıç belleğinde taşır
ıhlamur kokusunu
Hakikatin kalbi mavidir
Gökyüzü mavi
Su daha da mavi
Ovalar ne kadar geniş
Dağlar ne kadar yüksek
Zemheri baharlar
sararan güzleri toplamış
bomboş kış iskelesini bekleyen
yalnız martılar
denize mıhlanmış ellerim
iliklerime işlemiş masmavi hüzün
Aşk perdede saz çalar
bu ahengi işitecek âşık nerde
her nefes âşıklık yüzünden
bir destana başlar
her zaman başka bir nağme çalar
her nefes bir mızrap ile şarkı söyler
belli ki incinmiş güneş
baksana; her gün ürkerek doğuyor ufuktan
olgun meyveler dökülüyor
rüzgârlı ikindi sonraları
yapraklar da dökülüyor peşi sıra
öğle vaktinde
kar ve ayazla
sel ve çamurla
sarmaş dolaş
kerelerce üşüdüm
bekliyorum
bir türlü gün doğmadı odama
taze bir ölünün başında beklerken taş
hüzün; yükünü yıkar boşluğa
yalnızlık; okunmamış bir sözcük gibi kalır geride
ve zaman geçer
…
bükülür gülün rengi yorulunca




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!