on Destanı – Sayfa 1 (Detaylı Kurgu) // “Köyün Donu”
Fadime, kırmızı dantelli donunu dut dalına asarken, içinden bir türkü mırıldanıyordu. Rüzgâr, o türküyü değil—donu kaptı götürdü. Don, havada süzülerek köy meydanına indi. Tam o sırada, pazara giden kadınlar sepetlerini taşırken, Kahvenin önünden geçiyorlardı.
Üsülü Emmi, donu havada görür görmez, “Bu neyin nesi?” diyerek yakaladı. Kahvedeki erkekler bir anda ayağa fırladı. Kimisi kokladı, Kimisi “bu bizim Hatçe’nin mi?” dedi, Kimisi “yok yok, bu Fadime’ninki!” diye bağırdı. Don elden ele dolaştı. Bir anda köyde bayrak yarışı gibi bir koşu başladı. Her erkek, donun sahibini bulmak için değil—donun kendisini sahiplenmek için koşuyordu.
Kadınlar, bu manzarayı uzaktan izliyordu. Kimisi utanarak başını eğdi, Kimisi “yine Fadime’nin başı derde girdi” dedi. Ama Fadime ortada yoktu. O, evdeydi. Beyinin gömleğini ütülüyordu. Donun kaybolduğundan haberi bile yoktu.
Muhtar, çeşmenin başında hepsini kıstırdı. “Yetti gari!” dedi. “Bu donu herkes kokladı, herkes koştu. Bu don artık bireyin değil—köyün namusudur! Ben bunu demirbaş listesine alıyorum!”
Bir aşk kadar zehirli,bir orospu kadar güzel.
Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü.
Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren
eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici.
Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak.




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta