Seni sevmek, kendi içimde sana bir ev vermekti. Öyle geçici bir konaklama değil; duvarlarını yıllarca ördüğüm, pencerelerinden sana bakan, her odasına senden bir şey bıraktığım bir ev. Sen geldikçe büyüttüm onu. Bir odasına sesini, bir köşesine ellerini, salonuna birlikte sustuğumuz akşamları koydum. Ben seni severken aslında içimde, yalnızca ikimizin bildiği bir hayat kuruyordum.
Sonra gittin.
Evin kapısını çarpıp çıkmadın. Daha acı olanı buydu. Her şeyi yerli yerinde bırakıp gittin. Sandalyen masanın yanında, bir kitabın açık kaldığı sayfa hâlâ aynı yerde, perdeler hâlâ senden öğrendiği biçimde duruyor. İnsan böyle bir ayrılığın karşısında neyi kaldıracağını bilemiyor. Kaldırdığı her şey, seninle birlikte yaşanmış bir günü de yerinden söküyor.
Ben o evde yaşamaya devam ettim.
Kimseye söylemeden.
Gelen olmadı. Ben de kimseyi almadım içeri. Başka birinin ayak sesini duvarlarında istemedim. Yerler paylaşılınca genişlemez; aksine, içindeki eski sahibini daha çok hatırlatır.
Zaman geçti. Toz birikti. Boyası döküldü bazı duvarların. Fakat ben hiçbir şeyi yenilemedim. İnsan sevdiği birinin ardından evini değiştirmeye kıyamıyor. Çünkü değiştirirsem senden kalan son biçimin de kaybolacağını sandım.
şu anda, şimdi,şimdi?
Evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı,
ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir,




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta