Şairin Hayatı İle İlgili Bir Bilgi Girilmemiş
Eserleri
KÖY ANILARI
Kara tepelerde Koyun güderdik
Kanlı gözlerde harman ederdik
Erbaş deresine iner yüzerdik
Dolu hacı köyüne maça giderdik
Tek söğüt'e varıp, piknik yapardık
Ateşler harlayıp, mangal yakardık
Tepesinden düz ovaya bakardık
Biz köyümüze sahip çıkardık
Kör piyara vardım, suyu kurumuş
Çayırlar uzamış, otlar büyümüş
Erdal Yılmaz gözelere yürümüş
Köy hasreti ile kuruyorum düş
Tilki tepelerde gezer dururduk
Abbas'ın çukurunda, Ördek vururduk
Küçük gölde oturup mola verirdik
Şükrü emminin sögütlerinde sofra kururduk
Cumanın Konumda meyve toplardık
Piknikler yapardık, ipler atlardık
Biz orada, ne anılar sakladık
Yamaçlardan dağ anığı toplardık
Ermeni çayırı, Soğuk gözesi
Pekeriçin eksik olmaz ezesi
İçki içenlerin vardır mezesi
Abdurrahman Çelebi'nin o yanık sesi
Ağlatırdı dinleyen tüm herkesi
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!