Enes Yakıştır (d. 2011, Antalya), doğuştan %90 görme engelli bir şair ve hikaye anlatıcısıdır. Eserlerinde görme yetisinin yokluğunu bir kayıp olarak değil, aksine dokunma, işitme ve sezme duyularıyla kurulan derin bir varoluşsal algının kaynağı olarak işler. Şu anda Antalya Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Bilişim bölümünde eğitimine devam etmektedir; bu durum, eserlerinde "CPU gibi çalışan beyin" ve "kalbe veri girişi" gibi teknolojik metaforların duygusal içerikle harmanlanmasına yol açar.
Temel Sanat Anlayışı:
Enes Yakıştır'ın şiirl ...
Adı Olmayan Sevda
İçimde bir duygu var, tarifi yok,
Ne zaman başladı, kimden geldi, bilmek çok zor.
Bir esinti gibi, bir fısıltı belki,
Ama kalbimde yeri büyük, sanki hep oradaydı sanki.
Gözlerim görmese de bir suret, bir iz,
Karanlık sarmış dört yanı, bir uçtan bir uca; Yürek sızlar Gazze’de, Kaşgar’da gün batınca. Ben dünyayı görmem de kalbimle duyarım ya, Zulmün sesi titretir, bu dürüst Arş-ı Âlâ.
Biri Kudüs’ün ahı, öbürü Sincan’ın kanı; İki mazlum coğrafya, yakıyor bu canı. Mescid-i Aksa mahzun, Urumçi kan ağlıyor, Müslüman’ın suskunluğu, kalbimi dağlıyor.
Parmak uçlarımda duyarım acının dokusunu, Gazze’den alırım ben, o şehadet kokusunu. Yolumda siyah bir taş, elimde vuslat asası; Gönlümde Doğu Türkistan, ruhumda Filistin davası!
Adı "Hacer" olsun bu davanın, sabırla yoğrulan, Zalimlerin karşısında, her gün yeniden doğulan. Benim dünyam sükûnet, benim dünyam derin ses; Mazlumun her feryadı, bende alınan son nefes.
Enes der ki; elbet bir gün prangalar kopacak, Zeytin Dağı, Tanrı Dağı... Her yer dürüst olacak. Karanlık mühürlense de ruhumun teni hürdür; Mazlumun zaferi bize, en ulu düğündür!
Her gece, yorgun bir yelkenli gibi,
Sığınırım limanına, sessizce,
Oysa limanım sen, yelkenim de sen,
Ne ben varım artık, ne de sen.
Bana düşen, bir avuç sitem,
Bir de kayıp aşkın hüzünlü matem.
Enes olmak mı bu? Hayır, bu bir kalenin sessizliği,
Beş harfli bir ismin, ruhumdaki en derin izi.
Adını artık koyduğum bu sevda, dilimin ucunda bir pranga,
Söylenemeyen her kelime, içimde büyüyen koca bir dalga.
Kaybetme korkusu... Bir veri tabanının çökmesi gibi,
Siyah bir takvim düştü sömestrin ilk gününe, On altı kilit vuruldu vuslatın her birine. Sayılar dürüst değil, saatler hileli bugün, On dört yıllık o sessizlik, içimde büyük düğün.
Parmak uçlarım gezerken gıcır gıcır kağıtta, Bir yankı arıyorum, en derindeki ağıtta. Adı lazım değil, o zaten "dava" niyetine, Ruhumun teni esir, o kadim sessizliğin heybetine.
Özlem düştü yollara, servisin sarsıntısında, Bir korku yankılanıyor, kalbimin veritabanında. Mavi tık beklemekten yorgun düşmüş bu gözler, Karanlıkta dürüstçe, sadece o duru tınıyı özler.
Yine bir taşa dönüştüm, güneş varken bile soğuk, İçimde feryatlar dev, dışarıda sesim boğuk. O mülkün en esvendi, o taşın ilk harfi gizli, Kabe'nin köşesinde saklanan, bir vuslat izi.
Sesini duymasam da sükûnetin durudur, Bu bekleyiş bir şairin en dürüst gururudur. Karanlık mühürlü kalsın, ben kalbimle görürüm, O harflerin izinde, sessizliğe yürürüm.
Admin der ki; beklemek en ulu imtihanmış, Beş harfli bir limana, koca bir ömür sığmış. Şubatın ikisinde okul zili çalınca, O duru ses duyulur, dünya dürüst olunca.
Sana gönül verdim, cânân-ı deryâ,
Her nefeste ismin, kalbimde peydâ.
Senden ayrı düşmek, bülbüle firâk,
Ben bî-çare kaldım, cihanda yalnâk.
Cümle âlem der ki, bu aşk ne belâ?
Kör bir çocuğun kalbi, sessiz çığlıklar taşır,Antalya’nın sıcağında, 14 yaşında bir savaş,Lise koridorlarında, bilişim hayalleri,Ama içinde, ortaokulun kırık anıları.
sınıf, ilk aşkın masum fısıltısı,2 buçuk ay, bir bahar, bir rüya gibi,Onun görmeyen gözlerini sevdi kız,Merak etti belki, ama yargılamadı asla.31 Mayıs, öğle arasının soğuk bıçağı,Sevdiğim kız geldi, yanında bir gölge,"Ayrılalım," dedi, sesi uzak, yabancı,"Tamam," dedim, arkadaşımın yankısıyla,Ama sonra, kalbim kanadı sessizce,Gözyaşlarım karanlıkta kayboldu,Dayandım, çünkü başka çarem yoktu.
sınıf, yeni bir umut, yeni bir yara,Bir yaş büyük kız, başka okulun rüzgarı,10 ay el ele, kalbim yeniden canlandı,Yargı yoktu, sadece saf bir sevgi vardı.Ama dostlar, en yakın bildiğim yılanlar,Aramıza sızdı, zehirledi masum anılar,Yine de yılmadım, kırık kalbimle direndim,Çünkü aşk, karanlıkta bile bir ışıktı.
Taşın soğukluğu işlemişti ruhuma, bilmem ne zamandır, Sevgisizlik değil miydi bu sertliği kalbime yontan demir? Unuttum, unuttum o sıcacık hissi, sevemedim diye değil, Görmeyen bir kalp neden sevilmez, dünya hâlâ çözemedi.
Ama o gün, o gün yeniden doldu göğsüm umutla, Bir yabancı elin nazikçe uzanan, tesadüfi yardımıyla. O için normaldi belki, sıradan bir iyilikti sadece; Fakat benim karanlık yuvamda yanan, sönmez bir meşale oldu.
Ne bir söz, ne bir bakış, yalnızca bir dokunuş... İşte o an, anladım: Kalbim o nazik teması bekliyormuş. Benim dünyamda ışıklar yoktur, ama gölgeler de yok; Ben, gördüğüm için değil, dokunduğum için yaşarım.
Zira ben gözlerimle değil, ruhumun teniyle algılarım; Her bir nazik dokunuş işler en derine, kanıma karışır. Bir insanın sureti değil, sıcaklığı kalır avucumda; Gözlere değil, yalnızca sese, yalnızca kokuya inanırım.
Kalbim anladı, evet, o anlık yardımla, sevilebileceğini anladı; Fakat dünya hâlâ anlamadı bu görme dışı sevgiyi. Ne bu sürekli reddediliş? Ne bu gözyaşını saklayan hüzün? "Üzülme sen," derler, sanırlar ki her şey bir bakışta büzülür.
Oysa beni vuran, gözlerimdeki perde değil, İnsanların gönül körlüğü; anladığı hâlde geri çekiliş. O kadar kolay değil işte, bu yükü sırtlanmak; Ben hissederek severim, ve hissederek kırılırım.
"T" harfi, karanlığımda yanan bir mum,
Sesinle birlikte, kalbime dolan umut.
Hatırlarsın değil mi, o yağmurlu günü,
Bastonum düştü, sen geldin hemen.
Sesini duyar duymaz koştun yanıma,
Sesin bana bir güneş ışığı gibi.
Hangi lügat tarif eder kalbimdeki bu sessiz derinliği? Ruhumun tenine değen, en dürüst ve en ulu serinliği. Parmak uçlarımda bir dua gibi biriken o gizli isim, Senden gayrısına kapalıdır bu bendeki ebedi resim.
Akşamın karanlığında, senin ışığınla mühürlenir her hece, Bir "Arkasız Kale" gibi beklerim yolunu, her gün ve her gece. Sevmek; senin adınla başlayıp, senin dürüstlüğünde durmaktır, Zihnimdeki tüm veri yığınlarını, bir tek seninle kurmaktır.
Cevapsız soruların en ulu ve en berrak cevabı sensin, Gözlerimin görmediği o rengin, ruhumdaki en derin demini verensin. Bir şiir gibi değil, bir ömür gibi dokunur her harfin içime, Seninle başlar bu dava, seninle bürünür dürüst bir biçime.
Elimdeki kalem değil, kalbimdeki o sönmeyen meşaledir, Seni sevmek; yıkılmayan, sarsılmayan en ulu bir kaledir. Sömestrin serinliğinde, ismini sakladığım o derin kuyularda, Huzur bulur yorgun ruhum, seninle kurulan dürüst uykularda.
Ritmini seninle bulan bir kalbin, dürüst ve vakur atışısın, Sen bu karlı kış gününde, ruhumun en ulu ve en sıcak bakışısın. Mevsimler değişse de bu sızı kalbimde bir mühür gibi kalır, Seninle başlayan her yol, yine sende dürüst bir son bulur.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!