cinnet ile cennet arasında bir yerdeyim
başım kıbleye dönük
sabredersem seyyid
kahredersem alaşağı olacağım...
yalın ayak dolanıyorum kırmızı caddelerde
ellerin neden soğuk, saydam ve gerçeküstü
duyduklarım gerçek mi, neden gözlerin morg mavisi
ve kirpiklerine tutunma çabasındayken yağar şiddetli sağanak !
o yere dikey çizilen ölü bir şiir mi
Allahım, kana düşen bıçağı tutan
biz susalım
o anlatsın
tüm dillerde anlatsın
kısık sesli bir şekilde
anlatsın da
kimsecikler duymasın...
I
Zamanında sana geldiğim yollar
Karla kaplı şimdi
Beni sana getiren
Otobüs şoförünün uykusu gelmiş
aldatmanın henüz girmediği coğrafyalarda
insanlar hüzün nedir bilmez
sağanak mutluluklar yağar
çatısız gecekondu evlere
çam sakızı rakılar armağan eder tanrı !
Oralara da
Güneş doğar Zeynep
İçin ferah olsun
Senin ve benim
Birlikte yaşayacağımız
Başka bir dünya mümkün
bu sisli, yıkık dökük şehri kanatlı hayaller taşır
bir katilsin sen
öldürdüğün hayallerimdi...
tüm gece sabahlara dek
Beni burada bırakma Gizem
Sen gidince
Beni falakaya yatırıyorlar
Sonra
Gidişinin acısını
Ayaklarımın acısı ile takas ediyorum
Beni yağmurlar korur
En soğuk kurşundan bile
Soğuğuyla yüzleştim toprağın
Çoktandır
Evime gitmediğim doğrudur..
Yitik umutlar, dört sandalye yedi papaz,
Yanık dumanlı, kül kokulu kahvehane masası,
Kafamızın üstünde salkım saçak ölü bulutlar,
Çekmeceleri yerde aksak vestiyer,
Kendini arayan avare bir bozukluk,
Gamzeleri yalnızlık tüten ince ruhlu kimsesiz adam !




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!