Elifin yangını Şiiri - Can Elif

Can Elif
172

ŞİİR


7

TAKİPÇİ

Elifin yangını

Baba…
Ağustos yanıyor,
ben içimde üşüyorum.

Masada bir kadeh rakı,
karşımda senin yokluğun…
Bir yudum sevda,
bir yudum hasret;
ikisi de boğazımdan geçmiyor,
ikisi de içimde düğümlenip
aynı yaraya dönüyor.

Karabasanlar yakamda baba,
nefesim daralıyor.
Sana anlatıyorum olanı biteni;
sanki kapıyı açıp
“gel kızım” diyecekmişsin gibi.

Ama sen yoksun.

Sen yoksun baba…
Bu cümle, gecenin içinde
kırık bir çan gibi çalıyor.
Ben sustukça büyüyor,
ben içtikçe derinleşiyor,
ben sevdikçe sana benziyor.

Yine de konuşuyorum.
Çünkü bazı geceler
ölüler susmuyor;
insanın içinde
daha çok konuşuyor.
Bir ses olmaktan çıkıp
duvarlara, eşyalara,
uykusuzluğun karanlık damarlarına
yerleşiyorlar.

Senin yokluğun da böyle baba:
evin içinde dolaşan
adı konmamış bir rüzgâr,
kapısı hiç açılmayan
bir oda,
duvarda durmuş bir saat gibi
zamanın kalbine asılı.

Sevda da böyleymiş baba…
İnsanın göğsüne sığmayan,
bir kadehe sığdırılamayan
bir yangınmış.
Önce gözlerde başlayan,
sonra kana karışan,
en sonunda insanın kendi sesini
kendine yabancılaştıran
uzun bir geceymiş.

Rakı masasında
senin adını anıyorum,
sevdiğimin adını içimden geçiriyorum.
İkisi de aynı yerde kesiliyor:
boğazımda.

İkisi de aynı kapıya çıkıyor:
içimde, kilitli bir odaya.

Bir yudum sen,
bir yudum o…
Bir yudum ölüm,
bir yudum sevda…
Ne içsem eksilmiyorlar;
aksine, her kadehte
biraz daha çoğalıyorlar.

Kalbim tuzla buz.
Bir parçası sana,
bir parçası sevdaya kırılmış.
Ama kırılan her parça
aynı acıyı taşıyor:
seni kaybetmenin,
onu kaybetmekten korkmanın
birbirine karışmış acısını.

Baba…
Ölüyle konuşulur mu?

Ben konuşuyorum işte.
Bir kadeh rakının karşısında,
bir ömrün suskunluğunda,
gecenin göğsüne yaslanıp
sana sesleniyorum.

Çünkü sen ölünce
evimizin duvarına bir saat asılmadı;
zamanın kendisi durdu.
Akrep sustu,
yelkovan sustu,
ben sustum.
Yalnız içimdeki özlem
durmadan yürüdü.

Ben her gece
o durmuş saatin altında
sana bir kadeh kaldırıyorum.
Kadeh havada kalıyor,
sözler havada kalıyor,
ben havada kalıyorum.

Sen yoksun,
ama sevgin hâlâ nöbette:
kalbimin kapısında,
uykularımın eşiğinde,
ölümün bile silemediği
bir baba gölgesi gibi duruyor.

Ve sevda…
O da senin yokluğunun yanına
kendi karanlığını seriyor.
Biri beni geçmişe çağırıyor,
biri geleceğe;
ben ikisinin arasında
aynı yaradan kanıyorum.

Baba…
Belki ölüyle konuşulmaz.
Belki insan,
kendi içindeki yankıyla konuşur.

Ama ben her gece
sana sesleniyorum.

Çünkü bazı yokluklar
ölümden sonra başlamıyor;
insanın içinde
ömür boyu sürüyor.

Ve bazı sevdalar
unutulmuyor baba…
Yasın içine gömülüyor,
yasla büyüyor,
yasın diliyle konuşuyor.

Ben seni anarken
onu seviyorum.
Onu severken
sana dönüyorum.

İki ayrı ateşin arasında
tek bir kalp taşıyorum.

O yüzden baba…
Ölüyle konuşulur mu?

Ben konuşuyorum işte.
Sen susuyorsun,
gece susuyor,
rakı susuyor.

Ama içimde
senin sesinle sevdanın sesi
aynı karanlıkta
durmadan birbirine karışıyor\.

Can Elif
Kayıt Tarihi : 26.08.2026 00:29:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!